- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Sosyal
fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine
yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir.
Sosyal fobi ile mücadeleden, faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan,
dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca
görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini
bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri
yaşamaktan korkmaktadır.Bu fiziki belirtileri; ellerde terleme ve
titreme, yüz kızarması, ses kısılması ve titremesi, kaslarda gerginlik,
çarpıntı ve göğüste sıkışma hissi, sıcak ve soğuk basmaları, mide
rahatsızlıkları, baş ağrısı olarak sıralayabiliriz.
Çocuklarda sosyal fobi
Çocuklarda
sosyal fobi sıklıkla okul fobisi, sınav korkusu veya başka çocuklar
tarafından gülünç bulunma duygusu olarak kendini gösterir. Okul fobisi
olan çocuklarla yapılmış çalışmalarda, bu çocukların % 40’ında sosyal
fobiye rastlanmıştır. Sosyal fobi yaşayan çocuklarda, performansının
değerlendirme korkusu yüksekse; sınavları yarıda kesebilir ve genelde
sınav sonuçları diğerlerine göre daha düşük olabilir. Bu da diğerlerine
göre daha kötü okul başarısını beraberinde getirir. Okul başarısızlığı
genelde, öğrenmeye katkı sağlayıcı faaliyetler içinde yer alan sözel
sunum, sorulara cevap verme veya sınav korkusu ile, otorite durumunda
bulunan öğretmen ile olan kaygılı ilişkilerden kaynaklanmaktadır.
Özellikle performansının değerlendirilme kaygısı, öğrencinin kendi
davranışlarına yoğun olarak eğilmesine, sosyal ortamda kendini ele
verebilecek titreme, kızarma, terleme, ses kısılması gibi yönlerine
yoğunlaşmasına yol açtığından, dikkat ve konsantrasyon bozukluklarına,
bilgilerini yazıya veya ifadeye dökememesine yol açmaktadır.
Eşlik eden sorunlar
Sosyal
fobi problemi olan kişilerin, sıklıkla başkaca psikolojik problemleri
de bulunmaktadır. Sosyal fobi ile devam eden en sık problemler; panik
atak, fobik rahatsızlıkların farklı şekilleri (agorafobi gibi), yaygın
anksiyete bozukluğu, depresif ve somatik şikayetler,? alkol ve ilaç
kötüye kullanımı ile uyuşturucu sayılabilir. Depresyon sosyal fobiye
eşlik eden veya bir sonucu olarak ortaya çıkan, çeşitli araştırmalara
göre % 14 – 50 oranında görülen bozukluktur. Depresyon, sosyal fobinin
oluşturduğu mesleki ve özel hayata ilişkin? memnuniyetsizlik ile sosyal
engellenmelerin sonucu olarak kendini geliştirir. Relatif yüksek oranda
intihar düşünceleri ve denemeleri (% 15) sosyal fobiye eşlik eder.
Alkoliklerle
yapılan çalışmalarda, sosyal fobili bireylerin 9 kat daha fazla olduğu
tespit edilmiştir. Yine sosyal fobili bireylerde alkol kullanımı,
diğerlerine göre 2,5 kat daha fazla olarak bulunmuştur. Bunların
dışında sosyal fobili bireylerde; yalnız yaşama eğilimi yüksek, eğitim
seviyeleri düşük, ekonomik açıdan başkalarına daha bağımlı, istikrarsız
bir hayat çizgisi, sosyal açıdan yalıtılmışlık, cinsel problemler
normale göre yüksektir.
Sosyal fobinin nedenleri
Daha
küçük yaşlarda önemsenmeyen ve özellikle toplumumuzda terbiyeli,
utangaç kabul edilme eğiliminde olan bu kişilerde, kliniklere ve
tedaviye ergenlik döneminde daha yoğun başvurulmaktadır. Özellikle
ergenlik dönemi sosyal fobiklerde daha yoğun ve kaygılı olarak
yaşanmakta, ergenliğin getirdiği problemlere, sosyal fobiye özgü
problemler de eklenmektedir. Farklı problemler veya bozukluklarla
kliniklere yapılan başvurular sonucunda da, sosyal fobiler tespit
edilebilmekte, klinik veya tedaviye geliş nedeni depresyon, agorafobi
veya anksiyete bozuklukları olabilmektedir.
Sosyal fobi oluşumuna
ilişkin farklı görüşler bulunmakla beraber, nedenlerini fizyolojik ve
psikososyal olarak ikiye ayırabilmek mümkündür. Araştırmalarda,
aileleri sosyal fobi özellikleri gösteren bireylerde hastalığın görülme
oranı, diğerlerine göre 3 kat daha fazladır. Ayrıca sinir sisteminde
bulunan dopamin ve serotonin gibi nöral ileticilerin seviyelerinin de
normale göre farklı düzeylerde olduğu görülmüştür.
Korumacı değil geliştirici olun
Sosyal
fobiyi oluşturan faktörlerden psikososyal nedenler; çocuğun doğumundan
itibaren öncelikle içinde yaşadığı aile, daha sonra da akraba ve aile
çevresi ile okul ve arkadaş çevresi olarak sıralanabilir. Aile çocuğun
temel eğitimini aldığı, kişilik özelliklerinin şekillendirildiği,
zihinsel yeti ve becerilerin oluşturulduğu, duygusal yaşantıların ve
tepkilerin geliştirildiği bir ortamdır. Aile çocuk için; karşılıklı
güven ve sevgi alışverişine dayalı iletişim ortamı, özgüven ve
özerkliğin sağlanması, zihinsel ve duygusal gelişimine yardımcı
olabilecek şartların verildiği bir ortam oluşturmalıdır. Korumacı
değil, geliştirici; cezalandırıcı değil destekleyici, bağımlı değil
özgüveni sağlayıcı yaklaşım benimsenmelidir. Ailenin dışında, diğer
çevresel koşullar da bu yapıyı destekleyecek biçimde şekillenmelidir.
Böyle bir ortam çocuğun psikolojik olarak sağlıklı yetişmesine imkan
verecektir. Psikolojik olarak sağlıklı yetişen bir birey; kendi olumlu
ve olumsuz yönlerini tanıyan, bir birey olarak değerli olduğunun
farkına varan, yaşam için gerekli özgüveni oluşturabilmiş, toplumda
sağlıklı ilişkiler kurup, bunları geliştirebilen bir kişidir. Bu
kişilerde de sosyal fobi oluşma riski, diğer psikolojik
rahatsızlıklarda olduğu, gibi son derece azdır.
Tersi durumlarda,
çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda aşırı ürkek, sessiz,
hareketsiz, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Bazen de böyle bir
durumda ağlama, anne-babaya yapışırcasına sarılma, onlara dokunma,
yanlarından ayrılamama, huysuzca davranışlar içine girebilirler.
Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta
bir köşeye sinip, kendilerini gizleyerek olanları izlerler. Oyunlara
katılsalar bile diğerlerinin sözleri doğrultusunda ve önemli roller
almadan hareket eder, oyun kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri
planda kalırlar. Okula gitmek istemeyip, türlü yakınmalarla evde kalmak
isterler. İlerideki hayatlarında da benzer davranış kalıplarını
sergilemeye devam edeceklerdir.
Sosyal fobi ve düşünce
Sosyal fobikler normal bireylere göre, her şeyi daha olumsuz değerlendirme eğilimindedir.
Negatif
sosyal durumları daha çok kendi içsel değerleri ile değerlendirirken
(beceriksizlik, zayıflık, vs.), pozitif durumları daha çok dış
faktörlere (şans, kader, diğerlerinin olumlu tutumu, vs.) bağlama
eğilimindedir.
Sosyal fobikler kendileri ile ilgili anormal
olumsuz değerlendirmeler yapmakla kalmaz, diğerlerinden de böyle
negatif değerlendirmeler bekleme eğilimindedir.
Bu negatif
değerlendirmeler sosyal fobiklerde başkalarının bu kişilere verdikleri
tepkilerinden değil, kendi önyargı ve yanlış değerlendirmelerinden
gelir.
Hatamla sev beni!
Sosyal
fobikler sosyal faaliyetlerde, artmış bir fiziksel gerginlik ve
diğerlerinin de görebileceği şekilde buna uygun fiziksel belirtiler
(terleme, titreme, kızarma, vs.) gösterirler.
Sosyal
fobikler kendilerinin fiziksel belirtilerinin, diğerleri tarafından
abartılmış bir şekilde algılandığını düşünmektedir. Örneğin, elleri
titreyen biri, bunu herkesin gördüğünü ve sürekli titreyen ellerine
baktıklarını düşünmektedir.
Sosyal fobikler mükemmeliyetçi bir anlayış sergilemekte, hata olmaması prensibini savunmaktadırlar.
İlaç ve psikoterapi tedavisi
Sosyal
fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren ve ayrıntılı tanımlanmış bir
rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi
yaklaşımları tek tek veya birlikte kullanılabilir.
İlaç
tedavisinde en çok SSRI grubu antidepresan ilaçlar tercih edilmekte
olup, yan etkilerinin azlığı ve uzun süreli kullanımlara müsait
olmaları nedeniyle avantajlıdırlar. Doktor kontrolünde kullanıldığında
bağımlılık yapmayan bu ilaçlar, en az 6 ay kullanılmalı ve tedaviye
alınan cevaba göre kullanım süresi tedaviyi yürüten uzman doktor
tarafından belirlenmelidir.
Psikolojik tedavi yaklaşımında;
ağırlıklı olarak bilişsel – davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri
eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik
tedavileri ile grup terapileri uygulanabilmektedir. Psikolojik
tedavilerle bireyler, yanlış düşünce ve davranış kalıplarını
tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını
değiştirerek, daha gerçekçi beklenti ve davranış kalıpları
oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan
sosyal becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.
fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine
yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir.
Sosyal fobi ile mücadeleden, faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan,
dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca
görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini
bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri
yaşamaktan korkmaktadır.Bu fiziki belirtileri; ellerde terleme ve
titreme, yüz kızarması, ses kısılması ve titremesi, kaslarda gerginlik,
çarpıntı ve göğüste sıkışma hissi, sıcak ve soğuk basmaları, mide
rahatsızlıkları, baş ağrısı olarak sıralayabiliriz.
Çocuklarda sosyal fobi
Çocuklarda
sosyal fobi sıklıkla okul fobisi, sınav korkusu veya başka çocuklar
tarafından gülünç bulunma duygusu olarak kendini gösterir. Okul fobisi
olan çocuklarla yapılmış çalışmalarda, bu çocukların % 40’ında sosyal
fobiye rastlanmıştır. Sosyal fobi yaşayan çocuklarda, performansının
değerlendirme korkusu yüksekse; sınavları yarıda kesebilir ve genelde
sınav sonuçları diğerlerine göre daha düşük olabilir. Bu da diğerlerine
göre daha kötü okul başarısını beraberinde getirir. Okul başarısızlığı
genelde, öğrenmeye katkı sağlayıcı faaliyetler içinde yer alan sözel
sunum, sorulara cevap verme veya sınav korkusu ile, otorite durumunda
bulunan öğretmen ile olan kaygılı ilişkilerden kaynaklanmaktadır.
Özellikle performansının değerlendirilme kaygısı, öğrencinin kendi
davranışlarına yoğun olarak eğilmesine, sosyal ortamda kendini ele
verebilecek titreme, kızarma, terleme, ses kısılması gibi yönlerine
yoğunlaşmasına yol açtığından, dikkat ve konsantrasyon bozukluklarına,
bilgilerini yazıya veya ifadeye dökememesine yol açmaktadır.
Eşlik eden sorunlar
Sosyal
fobi problemi olan kişilerin, sıklıkla başkaca psikolojik problemleri
de bulunmaktadır. Sosyal fobi ile devam eden en sık problemler; panik
atak, fobik rahatsızlıkların farklı şekilleri (agorafobi gibi), yaygın
anksiyete bozukluğu, depresif ve somatik şikayetler,? alkol ve ilaç
kötüye kullanımı ile uyuşturucu sayılabilir. Depresyon sosyal fobiye
eşlik eden veya bir sonucu olarak ortaya çıkan, çeşitli araştırmalara
göre % 14 – 50 oranında görülen bozukluktur. Depresyon, sosyal fobinin
oluşturduğu mesleki ve özel hayata ilişkin? memnuniyetsizlik ile sosyal
engellenmelerin sonucu olarak kendini geliştirir. Relatif yüksek oranda
intihar düşünceleri ve denemeleri (% 15) sosyal fobiye eşlik eder.
Alkoliklerle
yapılan çalışmalarda, sosyal fobili bireylerin 9 kat daha fazla olduğu
tespit edilmiştir. Yine sosyal fobili bireylerde alkol kullanımı,
diğerlerine göre 2,5 kat daha fazla olarak bulunmuştur. Bunların
dışında sosyal fobili bireylerde; yalnız yaşama eğilimi yüksek, eğitim
seviyeleri düşük, ekonomik açıdan başkalarına daha bağımlı, istikrarsız
bir hayat çizgisi, sosyal açıdan yalıtılmışlık, cinsel problemler
normale göre yüksektir.
Sosyal fobinin nedenleri
Daha
küçük yaşlarda önemsenmeyen ve özellikle toplumumuzda terbiyeli,
utangaç kabul edilme eğiliminde olan bu kişilerde, kliniklere ve
tedaviye ergenlik döneminde daha yoğun başvurulmaktadır. Özellikle
ergenlik dönemi sosyal fobiklerde daha yoğun ve kaygılı olarak
yaşanmakta, ergenliğin getirdiği problemlere, sosyal fobiye özgü
problemler de eklenmektedir. Farklı problemler veya bozukluklarla
kliniklere yapılan başvurular sonucunda da, sosyal fobiler tespit
edilebilmekte, klinik veya tedaviye geliş nedeni depresyon, agorafobi
veya anksiyete bozuklukları olabilmektedir.
Sosyal fobi oluşumuna
ilişkin farklı görüşler bulunmakla beraber, nedenlerini fizyolojik ve
psikososyal olarak ikiye ayırabilmek mümkündür. Araştırmalarda,
aileleri sosyal fobi özellikleri gösteren bireylerde hastalığın görülme
oranı, diğerlerine göre 3 kat daha fazladır. Ayrıca sinir sisteminde
bulunan dopamin ve serotonin gibi nöral ileticilerin seviyelerinin de
normale göre farklı düzeylerde olduğu görülmüştür.
Korumacı değil geliştirici olun
Sosyal
fobiyi oluşturan faktörlerden psikososyal nedenler; çocuğun doğumundan
itibaren öncelikle içinde yaşadığı aile, daha sonra da akraba ve aile
çevresi ile okul ve arkadaş çevresi olarak sıralanabilir. Aile çocuğun
temel eğitimini aldığı, kişilik özelliklerinin şekillendirildiği,
zihinsel yeti ve becerilerin oluşturulduğu, duygusal yaşantıların ve
tepkilerin geliştirildiği bir ortamdır. Aile çocuk için; karşılıklı
güven ve sevgi alışverişine dayalı iletişim ortamı, özgüven ve
özerkliğin sağlanması, zihinsel ve duygusal gelişimine yardımcı
olabilecek şartların verildiği bir ortam oluşturmalıdır. Korumacı
değil, geliştirici; cezalandırıcı değil destekleyici, bağımlı değil
özgüveni sağlayıcı yaklaşım benimsenmelidir. Ailenin dışında, diğer
çevresel koşullar da bu yapıyı destekleyecek biçimde şekillenmelidir.
Böyle bir ortam çocuğun psikolojik olarak sağlıklı yetişmesine imkan
verecektir. Psikolojik olarak sağlıklı yetişen bir birey; kendi olumlu
ve olumsuz yönlerini tanıyan, bir birey olarak değerli olduğunun
farkına varan, yaşam için gerekli özgüveni oluşturabilmiş, toplumda
sağlıklı ilişkiler kurup, bunları geliştirebilen bir kişidir. Bu
kişilerde de sosyal fobi oluşma riski, diğer psikolojik
rahatsızlıklarda olduğu, gibi son derece azdır.
Tersi durumlarda,
çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda aşırı ürkek, sessiz,
hareketsiz, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Bazen de böyle bir
durumda ağlama, anne-babaya yapışırcasına sarılma, onlara dokunma,
yanlarından ayrılamama, huysuzca davranışlar içine girebilirler.
Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta
bir köşeye sinip, kendilerini gizleyerek olanları izlerler. Oyunlara
katılsalar bile diğerlerinin sözleri doğrultusunda ve önemli roller
almadan hareket eder, oyun kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri
planda kalırlar. Okula gitmek istemeyip, türlü yakınmalarla evde kalmak
isterler. İlerideki hayatlarında da benzer davranış kalıplarını
sergilemeye devam edeceklerdir.
Sosyal fobi ve düşünce
Sosyal fobikler normal bireylere göre, her şeyi daha olumsuz değerlendirme eğilimindedir.
Negatif
sosyal durumları daha çok kendi içsel değerleri ile değerlendirirken
(beceriksizlik, zayıflık, vs.), pozitif durumları daha çok dış
faktörlere (şans, kader, diğerlerinin olumlu tutumu, vs.) bağlama
eğilimindedir.
Sosyal fobikler kendileri ile ilgili anormal
olumsuz değerlendirmeler yapmakla kalmaz, diğerlerinden de böyle
negatif değerlendirmeler bekleme eğilimindedir.
Bu negatif
değerlendirmeler sosyal fobiklerde başkalarının bu kişilere verdikleri
tepkilerinden değil, kendi önyargı ve yanlış değerlendirmelerinden
gelir.
Hatamla sev beni!
Sosyal
fobikler sosyal faaliyetlerde, artmış bir fiziksel gerginlik ve
diğerlerinin de görebileceği şekilde buna uygun fiziksel belirtiler
(terleme, titreme, kızarma, vs.) gösterirler.
Sosyal
fobikler kendilerinin fiziksel belirtilerinin, diğerleri tarafından
abartılmış bir şekilde algılandığını düşünmektedir. Örneğin, elleri
titreyen biri, bunu herkesin gördüğünü ve sürekli titreyen ellerine
baktıklarını düşünmektedir.
Sosyal fobikler mükemmeliyetçi bir anlayış sergilemekte, hata olmaması prensibini savunmaktadırlar.
İlaç ve psikoterapi tedavisi
Sosyal
fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren ve ayrıntılı tanımlanmış bir
rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi
yaklaşımları tek tek veya birlikte kullanılabilir.
İlaç
tedavisinde en çok SSRI grubu antidepresan ilaçlar tercih edilmekte
olup, yan etkilerinin azlığı ve uzun süreli kullanımlara müsait
olmaları nedeniyle avantajlıdırlar. Doktor kontrolünde kullanıldığında
bağımlılık yapmayan bu ilaçlar, en az 6 ay kullanılmalı ve tedaviye
alınan cevaba göre kullanım süresi tedaviyi yürüten uzman doktor
tarafından belirlenmelidir.
Psikolojik tedavi yaklaşımında;
ağırlıklı olarak bilişsel – davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri
eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik
tedavileri ile grup terapileri uygulanabilmektedir. Psikolojik
tedavilerle bireyler, yanlış düşünce ve davranış kalıplarını
tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını
değiştirerek, daha gerçekçi beklenti ve davranış kalıpları
oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan
sosyal becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.
