- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
1500'lü yıllardan 1900'lü yılların başına kadar batı
dünyasını kasup kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir
siteminde kalıcı hrabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya
savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde
büyük ölçüde önemini yitirmişken, AIDS hastalığının
yaygınlaşması ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasında yakın
ilişki olması nedeni ile yeniden ilgi odağı haline
gelmiştir.
Özellikle Kuzey Amerikada görülme sıklığı giderek
artmaktadır. Hastalık Troponema Pallidum
adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca
araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı
üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır.
Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar
vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sıık
görülür. A.B.D.'de 100.000'de 16.8 ile 100 arasında
görüldüğü bildirilmektedir. Vakaların büyük çoğunluğu
15-30 yaş arasında, birden fazla partneri olan kişilerdir.
Bulaş yolları AIDS ile aynıdır.
En sık heteroseksüel ya da homoseksüel cinsel ilişki ile
bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan ve kan
ürünleri ile temasdır. Birden fazla kişinin kullandığı
iğneler, uyuşturucu bağımlılarında hastalığın kolayca
yayılmasına olanak sağlar. Plasentadan kolaylıkla geçtiği
için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğe
bulaştırabilir.
Klinik
Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik
bulgular verir.
Primer sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan
sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr
adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde
büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez. Ciddi
şiakyet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri
önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği taktirde 6-8 haftada
kendiliğinden gerileyerek kaybolur.
Sekonder sifiliz: İlk lezyonun görülmesinden
6 hafta- 6 ay sonra mikroorganizmaların kan yolu ile yayılması
sonucu eklemlerde enfeksiyon başlar. Ciltte döküntüler olur
ve bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarında
vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları, menenjit
görülebilir.Hastalarda ateş ve boğaz ağrısı
olabilir.Genital bölge civarında nemli, düz condyloma
lata adı verilen ve yüksek bulaştırıcılığa sahip
lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi nadiren
görülebilir. Ağız, boğaz ve vajinada ülserler ortaya
çıkabilir.
Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmediği
taktirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden
kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık
sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında
mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir.
Latent enfeksiyonun ilk yılı içinde hastaların %25'inde
belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zamen geçtikçe kişinin
hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.
Tersiyer sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık
10 yıl sonra ortaya çıkar. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen
vakaların %35'inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Bu 10
yıllık süre AIDS varlığında daha kısa olabilir. Terisyer
bulgular 3 kategoride saptanır:
Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür.
Aorta'da balonlaşma, kalp kapakçıklarında yetmezlik
vb. gibi bulgular olur.
Nörolojik lezyonlar Göz, beyin zarları gibi sinir
sistemi organlarında hasarlar olur
Diğer sistemik lezyonlar Dişler, dişetleri, kas
iskelet sistemi, ve iç organlarda lezyonlar görülür.
Tanı
Sifiliz etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği
için tanıda en yararlı yöntem kan testidir. Kanda yapılan
serolojik testleri ile antijen ve antikorlar aranır. Taze
lezyonlardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar
altında incelenmesi ile T.Pallidum görülebilir. Beyin-omurilik
sıvısından örnek alınarak serolojik testler yapılabilir.
Tedavi
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler
kullanılır ve takipte antijen titreleri ölçülür.
10 Şubat 2008
Saat: 14:20
UYARI
Çin
Malı ürünlere dikkat !
Unutmayın!
Çalışan
anne adayları: Doğum
öncesi iznine ayrılmak için yapmanız gereken
işlemleri unutmayın
Kaynak: Dr. Mumcu
dünyasını kasup kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir
siteminde kalıcı hrabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya
savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde
büyük ölçüde önemini yitirmişken, AIDS hastalığının
yaygınlaşması ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasında yakın
ilişki olması nedeni ile yeniden ilgi odağı haline
gelmiştir.
Özellikle Kuzey Amerikada görülme sıklığı giderek
artmaktadır. Hastalık Troponema Pallidum
adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca
araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı
üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır.
Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar
vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sıık
görülür. A.B.D.'de 100.000'de 16.8 ile 100 arasında
görüldüğü bildirilmektedir. Vakaların büyük çoğunluğu
15-30 yaş arasında, birden fazla partneri olan kişilerdir.
Bulaş yolları AIDS ile aynıdır.
En sık heteroseksüel ya da homoseksüel cinsel ilişki ile
bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan ve kan
ürünleri ile temasdır. Birden fazla kişinin kullandığı
iğneler, uyuşturucu bağımlılarında hastalığın kolayca
yayılmasına olanak sağlar. Plasentadan kolaylıkla geçtiği
için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğe
bulaştırabilir.
Klinik
Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik
bulgular verir.
Primer sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan
sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr
adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde
büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez. Ciddi
şiakyet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri
önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği taktirde 6-8 haftada
kendiliğinden gerileyerek kaybolur.
Sekonder sifiliz: İlk lezyonun görülmesinden
6 hafta- 6 ay sonra mikroorganizmaların kan yolu ile yayılması
sonucu eklemlerde enfeksiyon başlar. Ciltte döküntüler olur
ve bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarında
vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları, menenjit
görülebilir.Hastalarda ateş ve boğaz ağrısı
olabilir.Genital bölge civarında nemli, düz condyloma
lata adı verilen ve yüksek bulaştırıcılığa sahip
lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi nadiren
görülebilir. Ağız, boğaz ve vajinada ülserler ortaya
çıkabilir.
Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmediği
taktirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden
kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık
sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında
mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir.
Latent enfeksiyonun ilk yılı içinde hastaların %25'inde
belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zamen geçtikçe kişinin
hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.
Tersiyer sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık
10 yıl sonra ortaya çıkar. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen
vakaların %35'inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Bu 10
yıllık süre AIDS varlığında daha kısa olabilir. Terisyer
bulgular 3 kategoride saptanır:
Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür.
Aorta'da balonlaşma, kalp kapakçıklarında yetmezlik
vb. gibi bulgular olur.
Nörolojik lezyonlar Göz, beyin zarları gibi sinir
sistemi organlarında hasarlar olur
Diğer sistemik lezyonlar Dişler, dişetleri, kas
iskelet sistemi, ve iç organlarda lezyonlar görülür.
Tanı
Sifiliz etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği
için tanıda en yararlı yöntem kan testidir. Kanda yapılan
serolojik testleri ile antijen ve antikorlar aranır. Taze
lezyonlardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar
altında incelenmesi ile T.Pallidum görülebilir. Beyin-omurilik
sıvısından örnek alınarak serolojik testler yapılabilir.
Tedavi
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler
kullanılır ve takipte antijen titreleri ölçülür.
10 Şubat 2008
Saat: 14:20
UYARI
Çin
Malı ürünlere dikkat !
Unutmayın!
Çalışan
anne adayları: Doğum
öncesi iznine ayrılmak için yapmanız gereken
işlemleri unutmayın
Kaynak: Dr. Mumcu
