- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
İtalya-Habeş anlaşmazlığının ortaya çıkmaya başladığı ilk
günden itibaren İtalya, yayılma ve sömürgecilik istekleri konusunda daha açık
konuşmaya başlamış ve bu isteklerin toplandığı alanlar olarak Asya ve Afrika adı
da sık sık söylenir olmuştur. Afrika deyimi ile neyin kastedildiği belliydi.
İtalya'nın bu kıtada eskiden beri emelleri ve toprakları vardı. Fakat Asya ile
anlatılmak istenen topraklar nereleriydi?Herhalde Uzakdoğu veya
Hindistan değildi. İtalya'nın coğrafya durumu dolayısıyla, Asya toprakları da
olsa olsa Anadolu ve komşuları olabilirdi. Kaldı ki, İtalya'nın Habeşistan'a
yerleşmesiyle, şimdi Arap yarımadası ve daha yukarıdaki memleketler de tehdit
altına giriyordu. Şu halde İtalya'nın Habeşistan'a girmesiyle Orta Doğu bölgesi
de kritik bir durum alıyordu.Bu durumu, başta Türkiye olmak üzere diğer
Orta Doğu devletleri de görmüşlerdi. Balkanlar üzerindeki Bulgar ve İtalyan
tehlikeleri dolayısıyla nasıl Balkan Antantı denen savunma sistemi kurulmuş ise,
şimdi Orta Doğu'ya yönelen İtalyan tehlikesi için de böyle bir savunma sistemi
kurmak zorunluydu.Bu düşünceler, daha İtalya-Habeş anlaşmazlığının
başında Orta Doğu memleketlerine egemen olmuş ve İran'ın teşebbüsü üzerine,
Cenevre'de 2 Ekim 1935'de Türkiye, İran ve lrak arasında üçlü bir antlaşma
parafe edilmişti. Türkiye tarafından hararetle desteklenen bu anlaşmayı gerçek
alanına sokmak hemen mümkün olmadı. Çünkü İran ile Irak arasında sınır
anlaşmazlığı ile Türkiye ile İran arasında da bazı meseleler vardı. Zorlama
tedbirleri konusunda İtalya'nın aldığı tehditkâr durum ve Habeşistan'ın
istilasını gerçekleştirmesi, bu devletleri birbirine daha fazla yakınlaştırdı.
Bu arada Türkiye komşularıyla olan münasebetlerini sıkılaştırdı.1937
yılında İran ile çeşitli işbirliği konularında birçok anlaşmalar yapılarak, iki
devlet arasındaki dostluk kuvvetlendirildi. 5 Haziran 1926'da Irak ile imzalanan
ve süresi biten Dostluk Antlaşması 1937 Nisanında yenilendi ve süresi uzatıldı.
Aynı anda, 7 Nisan 1937'de Türkiye ile Mısır arasında bozulmaz barış ve samimi
ve daimi dostluk antlaşması imzalandı.Nihayet İran ile Irak arasındaki
sınır anlaşmazlığı da çözümlenince, 1935'de parafe edilmiş olan antlaşmayı
imzalamak için herhangi bir engel kalmıyordu. Bu arada bu anlaşmaya
Afganistan'ın da katılması sağlanmıştı. Bunun üzerine, 8 Temmuz 1937'de
Tahran'da Saadabad Sarayı'nda, Türkiye, İran, Afganistan ve Irak arasında
Saadabad Paktı adını alan antlaşma imzalandı.Beş yıl için imzalanan bu
dörtlü antlaşma ile taraflar, aralarındaki dostluk münasebetlerini devam
ettirmeyi, Milletler Cemiyeti ve Kellogg Paktı'na bağlı kalmayı, birbirlerinin
iç işlerine karışmamayı, ortak sınırlarına saygı göstermeyi, ortak çıkarlarını
ilgilendiren meselelerde birbirlerine danışmayı, birbirlerine karşı herhangi bir
saldırı hareketine girişmemeyi ve saldırma amacını güden hiçbir siyasal
kombinezona katılmamayı taahhüt ediyorlardı.Böylece Türkiye, Balkan
Antantı ve Saadabad Paktı ile, batıda ve doğuda bir güvenlik sistemi kurmuş ve
kendisi için önemli olan bu iki bölgede barış politikasını kuvvetlendirmiş
oluyordu.
günden itibaren İtalya, yayılma ve sömürgecilik istekleri konusunda daha açık
konuşmaya başlamış ve bu isteklerin toplandığı alanlar olarak Asya ve Afrika adı
da sık sık söylenir olmuştur. Afrika deyimi ile neyin kastedildiği belliydi.
İtalya'nın bu kıtada eskiden beri emelleri ve toprakları vardı. Fakat Asya ile
anlatılmak istenen topraklar nereleriydi?Herhalde Uzakdoğu veya
Hindistan değildi. İtalya'nın coğrafya durumu dolayısıyla, Asya toprakları da
olsa olsa Anadolu ve komşuları olabilirdi. Kaldı ki, İtalya'nın Habeşistan'a
yerleşmesiyle, şimdi Arap yarımadası ve daha yukarıdaki memleketler de tehdit
altına giriyordu. Şu halde İtalya'nın Habeşistan'a girmesiyle Orta Doğu bölgesi
de kritik bir durum alıyordu.Bu durumu, başta Türkiye olmak üzere diğer
Orta Doğu devletleri de görmüşlerdi. Balkanlar üzerindeki Bulgar ve İtalyan
tehlikeleri dolayısıyla nasıl Balkan Antantı denen savunma sistemi kurulmuş ise,
şimdi Orta Doğu'ya yönelen İtalyan tehlikesi için de böyle bir savunma sistemi
kurmak zorunluydu.Bu düşünceler, daha İtalya-Habeş anlaşmazlığının
başında Orta Doğu memleketlerine egemen olmuş ve İran'ın teşebbüsü üzerine,
Cenevre'de 2 Ekim 1935'de Türkiye, İran ve lrak arasında üçlü bir antlaşma
parafe edilmişti. Türkiye tarafından hararetle desteklenen bu anlaşmayı gerçek
alanına sokmak hemen mümkün olmadı. Çünkü İran ile Irak arasında sınır
anlaşmazlığı ile Türkiye ile İran arasında da bazı meseleler vardı. Zorlama
tedbirleri konusunda İtalya'nın aldığı tehditkâr durum ve Habeşistan'ın
istilasını gerçekleştirmesi, bu devletleri birbirine daha fazla yakınlaştırdı.
Bu arada Türkiye komşularıyla olan münasebetlerini sıkılaştırdı.1937
yılında İran ile çeşitli işbirliği konularında birçok anlaşmalar yapılarak, iki
devlet arasındaki dostluk kuvvetlendirildi. 5 Haziran 1926'da Irak ile imzalanan
ve süresi biten Dostluk Antlaşması 1937 Nisanında yenilendi ve süresi uzatıldı.
Aynı anda, 7 Nisan 1937'de Türkiye ile Mısır arasında bozulmaz barış ve samimi
ve daimi dostluk antlaşması imzalandı.Nihayet İran ile Irak arasındaki
sınır anlaşmazlığı da çözümlenince, 1935'de parafe edilmiş olan antlaşmayı
imzalamak için herhangi bir engel kalmıyordu. Bu arada bu anlaşmaya
Afganistan'ın da katılması sağlanmıştı. Bunun üzerine, 8 Temmuz 1937'de
Tahran'da Saadabad Sarayı'nda, Türkiye, İran, Afganistan ve Irak arasında
Saadabad Paktı adını alan antlaşma imzalandı.Beş yıl için imzalanan bu
dörtlü antlaşma ile taraflar, aralarındaki dostluk münasebetlerini devam
ettirmeyi, Milletler Cemiyeti ve Kellogg Paktı'na bağlı kalmayı, birbirlerinin
iç işlerine karışmamayı, ortak sınırlarına saygı göstermeyi, ortak çıkarlarını
ilgilendiren meselelerde birbirlerine danışmayı, birbirlerine karşı herhangi bir
saldırı hareketine girişmemeyi ve saldırma amacını güden hiçbir siyasal
kombinezona katılmamayı taahhüt ediyorlardı.Böylece Türkiye, Balkan
Antantı ve Saadabad Paktı ile, batıda ve doğuda bir güvenlik sistemi kurmuş ve
kendisi için önemli olan bu iki bölgede barış politikasını kuvvetlendirmiş
oluyordu.
