- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Mankenizm masalımız[/b]
Raşitizm, hümanizm, egoizm vs. duyduk da nedir bu "mankenizm" diyenler olacak eminim… Uzmanlara göre mankenizm; Normalin ötesinde zayıflama tutkusu, hastalık derecesinde görselliğe odaklanış, gördüğünün ya da göründüğünün ötesini sunmaktan/aramaktan
uzaklaşma anlamlarını içinde buluşturan bir çeşit son dönem hastalığıymış... "Ne zamandan beri?" diyorsanız, söylendiğine göre çok olmuş biz bu derde düşeli. Önce kimin nerede giyebileceğini bir türlü anlamadığımız garip elbiseler giymiş
uzun-cansız-donuk kadınlar. Can Dündarın güzel bir yazısında "ortaçağın vebalı kadınları gibi" benzetmesi yaptığı bu birileri, sadece bir noktaya bakmışlar yürürken… Konuşmadan, bildiklerini-düşündüklerini söylemeden salınarak yürümeleri istenmiş
yalnızca, en alasını yapmışlar.
Onları gördükten sonra; çok bilmeden, çok konuşmadan, çok sormadan ve hatta hiç itiraz etmeden salınan kadınlar ister olmuş erkekler. Konuş-ma-dan, karış-ma-dan, itiraz et-me-den ama güzelliğini hiç
esirge-meden ortalıklarda salınan...
Sonra çocuklar fark etmiş onları... Kız çocukları okuma yazma öğrenmeden önce Barbie/Cindy bebeklerle oynamış, yalnızca onlara benzemeyi hayal ederek. Artık sadece ilk "bakıldığında güzel olan"
çeker olmuş ilgilerini, ötesini aramayı boş vermişler.
Çocukluktan çıkıp genç kızlar olduklarında yemeden içmeden kesilmişler oynadıkları bebekler gibi olmak adına. Kız kıza sohbetleri oje-ruj-toka üzerine oluvermiş yalnızca. Başka
birinde başarıyı değil, güzelliği kıskanır olmuşlar en fazla.
"İnek" yerine "bebek" lakabıyla çağırılmak istediklerinden matematiği, kimyayı daha çirkin, daha bakımsız birilerine bırakmışlar. Çarpma dendiğinde iki ile ikinin çarpımından
çok, parfüm reklamındaki hoş kadının harika erkekle çarpışmasını anlamışlar yalnızca.
Erkek çocuklarına gelince… Bir kadının duygularından, beyninden ve insanlığından önce yuvarlak hatlarının puanlandırılması gerektiğine
şartlanmışlar. Bir daha,önceki hemcinsleri kadar duyumsayarak ve inanarak yaşayamamışlar aşkı, çünkü bir sonu yokmuş görselliğin. Daha iyisi, daha başka türlü bakanı, daha cazibeli yürüyeni, daha güzel görüneni bir türlü
bitmiyormuş. Öyle olunca bağlanmak gereksizleşmiş. Sevgi sözcüklerinin yerini "hoşlanma", "iyi vakit geçirme" gibi temkinliden de öte, daha korkak ve daha kurnaz olan benzerleri almaya başlamış. "Mutlu olabilmişler mi?" diyorsanız, zor
görünüyor buradan bakınca, ya sizce?
Raşitizm, hümanizm, egoizm vs. duyduk da nedir bu "mankenizm" diyenler olacak eminim… Uzmanlara göre mankenizm; Normalin ötesinde zayıflama tutkusu, hastalık derecesinde görselliğe odaklanış, gördüğünün ya da göründüğünün ötesini sunmaktan/aramaktan
uzaklaşma anlamlarını içinde buluşturan bir çeşit son dönem hastalığıymış... "Ne zamandan beri?" diyorsanız, söylendiğine göre çok olmuş biz bu derde düşeli. Önce kimin nerede giyebileceğini bir türlü anlamadığımız garip elbiseler giymiş
uzun-cansız-donuk kadınlar. Can Dündarın güzel bir yazısında "ortaçağın vebalı kadınları gibi" benzetmesi yaptığı bu birileri, sadece bir noktaya bakmışlar yürürken… Konuşmadan, bildiklerini-düşündüklerini söylemeden salınarak yürümeleri istenmiş
yalnızca, en alasını yapmışlar.
Onları gördükten sonra; çok bilmeden, çok konuşmadan, çok sormadan ve hatta hiç itiraz etmeden salınan kadınlar ister olmuş erkekler. Konuş-ma-dan, karış-ma-dan, itiraz et-me-den ama güzelliğini hiç
esirge-meden ortalıklarda salınan...
Sonra çocuklar fark etmiş onları... Kız çocukları okuma yazma öğrenmeden önce Barbie/Cindy bebeklerle oynamış, yalnızca onlara benzemeyi hayal ederek. Artık sadece ilk "bakıldığında güzel olan"
çeker olmuş ilgilerini, ötesini aramayı boş vermişler.
Çocukluktan çıkıp genç kızlar olduklarında yemeden içmeden kesilmişler oynadıkları bebekler gibi olmak adına. Kız kıza sohbetleri oje-ruj-toka üzerine oluvermiş yalnızca. Başka
birinde başarıyı değil, güzelliği kıskanır olmuşlar en fazla.
"İnek" yerine "bebek" lakabıyla çağırılmak istediklerinden matematiği, kimyayı daha çirkin, daha bakımsız birilerine bırakmışlar. Çarpma dendiğinde iki ile ikinin çarpımından
çok, parfüm reklamındaki hoş kadının harika erkekle çarpışmasını anlamışlar yalnızca.
Erkek çocuklarına gelince… Bir kadının duygularından, beyninden ve insanlığından önce yuvarlak hatlarının puanlandırılması gerektiğine
şartlanmışlar. Bir daha,önceki hemcinsleri kadar duyumsayarak ve inanarak yaşayamamışlar aşkı, çünkü bir sonu yokmuş görselliğin. Daha iyisi, daha başka türlü bakanı, daha cazibeli yürüyeni, daha güzel görüneni bir türlü
bitmiyormuş. Öyle olunca bağlanmak gereksizleşmiş. Sevgi sözcüklerinin yerini "hoşlanma", "iyi vakit geçirme" gibi temkinliden de öte, daha korkak ve daha kurnaz olan benzerleri almaya başlamış. "Mutlu olabilmişler mi?" diyorsanız, zor
görünüyor buradan bakınca, ya sizce?
