- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Kimliği Bulma SorunuGenellikle kabul edildiği gibi gençlikdönemi, adolesanın puberte ile ilgili fizloyojik değişikliklere gösterdiği ilk tepkilerle başlar. Bu dönem adolesantın gerçekçi birşekilde kişiliğini bulmasına kadar sürer. Gerçi ileri yaşlara kadar hala kişiliğini tam anlamıyla bulamamış insanlar varsa da, bunlardan "psikolojik adolesant" olarak söz edilir.
Bu açıdan ele alınınca, gençlik dönemi ortalama 11-12 yaşları arasıdır; 22-23 yaşlarından sonra artık adolesantın kendi kişiliğini-kimliğini (identity) bulmuş olması beklenir. Kimliğini bulma konusu, yaklaşık kırk yıldır gerek toplumbilimcilerin, gerek neofreudianların ve hatta edebiyatçıların büyük ilgi duydukları bir konu olmuştur.
Bir psikanalist olan Erikson, (1963) "Çağımızda kimlik konusundaki çalışmalar, Freud zamanındaki cinsiyet konusu kadar stratejik hale geldi" cümlesi ile bu genel ilgili belirtmiştir. Ancak psikanalistler, kimlik araştırmasının, öncelikle adolesans döneminde çok şiddetle duyulduğunu genellikle savunmuşlardır. Özellikle bu konu Eriksontarafından incelikleriyle ele alınmıştır. Ereksin kimlik gelişimini yaşam boyu süren bir gelişim olarak tanımasına rağmen, kimlik konusundaki çalışmalarında adolesans dönemine büyük önem vermiştir.
Eriksona göre adolesanın kimliği yaşantısının başladığı günden itibaren birbirini hazırlayan ve birbiri üzerine binen beş dönemden geçerek gelişir: Çocukluktaki sağlıksız gelişime ek olarak bu dönem de sağlıksız gelişirse, gencin kimliği sağlıklı biçimde oluşamaz.
Gencin gerek ergenlik değişiklikliklerine gösterdiği tepki, gerek çevre ile ilişkileri veya kendi içsel çatışmalarını çözü şekli, hep o güne kadar geliştirildiği kişiliğene, engellemelere gösterdiği hoşgörüye, çatışmaları çözmek için kullandığı bilinçdışı savunma mekanizmalarına bağlıdır. Örneğin daha önceki yıllara ait cinsel çatışmaları çözümlenmemişse veya bu genç güçlükler karşısında bunları gerçeğe uygun biçimde çözmek yerine hemen başka yollara başvurmuşsa, gençlik dönemindeki bu tür cinsel çatışmaları da çözmekte büyük güçlükle karşılaşacaktır. Oysa bu dönemde kızın kendi kadınlığını, genç erkeğin kendi erkekliğini iç çatışması olmadan, çevre ile çatışmaya düşmeden benimseyebilmeleri gerekir. Kısaca bu dönemde genç ne cins bir erkek veya kadın olduğu sorunuyla karşılaşmıştır. Cinsel bakımdan kimliğini bulması erkekliği veya kadınlığı psikolojik anlamda kabul edebilmesi, bu konuda çevre ile çatışmaya düşmeden, kendi içinde çatışmadan karşı cinsle gerek fiziksel, gerek duygusal beraberliği dengeli şekilde paylaşabilir hale gelebilmemesi demektir. Ancak bundan sonra genç için hayat yolunun çizilesi, eş seçimi ile ilgili sorunların çözümü konusu gelecektir. Bunun da gençliğin son dönemlerinde çözülmüş olması beklenir.
Yukardan beri söylenenleri kısaca özetlerken genç psikolojik anlamda bağımsızlığını kazanabilme, cinsel çatışmaları çözebilme, duygusal olgunluk kazanabilme, çevre ile dengeli ilişkiler içine girebilme gibi çeşitli sorunlarla karşılaşır. Gene bu dönemde genç için kendine yön verecek yeni değerler bulmak ve benimsemek sorunu önem kazanır. Yaşamın kendisi için anlamı nedir sorusuna yanıt bulabilmesi, davranışları ile değer yargılarını uyum içinde dengeleyebilmesi genellikle güçtür. Özellikle kendi değer yargılarının sık sık değiştiği bu dönemde, toplumsal değer yargıları da hızlı değişmekte ise genç bir süre hiçbir değere inanamaz hale gelebilir. Bu arada kendine en umut verici görünen ideolojilere, gruplara, dine ya da uğraşılara sığınabilir.
Gencin bütün bu sorunları çözebilmesi, tekrar altını çizerek belirtelim ki, önceki kişilik yapısı ve güçlükleri yenebilme gücünün var olup olmaması ile son derece yakından ilişkilidir. Gençlik devrinden evvelki bütün dönemlere ait olumlu ve olumsuz gelişimler bir anlamda canlanmış, tekrar ortaay çıkmıştır. Çocuklukta daha az ruhsal sorunu olan, sorunlarını daha iyi çözebilen gençler yetişkin yaşamına çok daha kolayca geçiverirler. Çocukluğa ait çözülmemiş sorunları olan kişilerde gençlik dönemi uzun süreli çatışmalara ve dağılmalara yol açar.
Bu açıdan ele alınınca, gençlik dönemi ortalama 11-12 yaşları arasıdır; 22-23 yaşlarından sonra artık adolesantın kendi kişiliğini-kimliğini (identity) bulmuş olması beklenir. Kimliğini bulma konusu, yaklaşık kırk yıldır gerek toplumbilimcilerin, gerek neofreudianların ve hatta edebiyatçıların büyük ilgi duydukları bir konu olmuştur.
Bir psikanalist olan Erikson, (1963) "Çağımızda kimlik konusundaki çalışmalar, Freud zamanındaki cinsiyet konusu kadar stratejik hale geldi" cümlesi ile bu genel ilgili belirtmiştir. Ancak psikanalistler, kimlik araştırmasının, öncelikle adolesans döneminde çok şiddetle duyulduğunu genellikle savunmuşlardır. Özellikle bu konu Eriksontarafından incelikleriyle ele alınmıştır. Ereksin kimlik gelişimini yaşam boyu süren bir gelişim olarak tanımasına rağmen, kimlik konusundaki çalışmalarında adolesans dönemine büyük önem vermiştir.
Eriksona göre adolesanın kimliği yaşantısının başladığı günden itibaren birbirini hazırlayan ve birbiri üzerine binen beş dönemden geçerek gelişir: Çocukluktaki sağlıksız gelişime ek olarak bu dönem de sağlıksız gelişirse, gencin kimliği sağlıklı biçimde oluşamaz.
Gencin gerek ergenlik değişiklikliklerine gösterdiği tepki, gerek çevre ile ilişkileri veya kendi içsel çatışmalarını çözü şekli, hep o güne kadar geliştirildiği kişiliğene, engellemelere gösterdiği hoşgörüye, çatışmaları çözmek için kullandığı bilinçdışı savunma mekanizmalarına bağlıdır. Örneğin daha önceki yıllara ait cinsel çatışmaları çözümlenmemişse veya bu genç güçlükler karşısında bunları gerçeğe uygun biçimde çözmek yerine hemen başka yollara başvurmuşsa, gençlik dönemindeki bu tür cinsel çatışmaları da çözmekte büyük güçlükle karşılaşacaktır. Oysa bu dönemde kızın kendi kadınlığını, genç erkeğin kendi erkekliğini iç çatışması olmadan, çevre ile çatışmaya düşmeden benimseyebilmeleri gerekir. Kısaca bu dönemde genç ne cins bir erkek veya kadın olduğu sorunuyla karşılaşmıştır. Cinsel bakımdan kimliğini bulması erkekliği veya kadınlığı psikolojik anlamda kabul edebilmesi, bu konuda çevre ile çatışmaya düşmeden, kendi içinde çatışmadan karşı cinsle gerek fiziksel, gerek duygusal beraberliği dengeli şekilde paylaşabilir hale gelebilmemesi demektir. Ancak bundan sonra genç için hayat yolunun çizilesi, eş seçimi ile ilgili sorunların çözümü konusu gelecektir. Bunun da gençliğin son dönemlerinde çözülmüş olması beklenir.
Yukardan beri söylenenleri kısaca özetlerken genç psikolojik anlamda bağımsızlığını kazanabilme, cinsel çatışmaları çözebilme, duygusal olgunluk kazanabilme, çevre ile dengeli ilişkiler içine girebilme gibi çeşitli sorunlarla karşılaşır. Gene bu dönemde genç için kendine yön verecek yeni değerler bulmak ve benimsemek sorunu önem kazanır. Yaşamın kendisi için anlamı nedir sorusuna yanıt bulabilmesi, davranışları ile değer yargılarını uyum içinde dengeleyebilmesi genellikle güçtür. Özellikle kendi değer yargılarının sık sık değiştiği bu dönemde, toplumsal değer yargıları da hızlı değişmekte ise genç bir süre hiçbir değere inanamaz hale gelebilir. Bu arada kendine en umut verici görünen ideolojilere, gruplara, dine ya da uğraşılara sığınabilir.
Gencin bütün bu sorunları çözebilmesi, tekrar altını çizerek belirtelim ki, önceki kişilik yapısı ve güçlükleri yenebilme gücünün var olup olmaması ile son derece yakından ilişkilidir. Gençlik devrinden evvelki bütün dönemlere ait olumlu ve olumsuz gelişimler bir anlamda canlanmış, tekrar ortaay çıkmıştır. Çocuklukta daha az ruhsal sorunu olan, sorunlarını daha iyi çözebilen gençler yetişkin yaşamına çok daha kolayca geçiverirler. Çocukluğa ait çözülmemiş sorunları olan kişilerde gençlik dönemi uzun süreli çatışmalara ve dağılmalara yol açar.
