- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Daha doğrusu, Süveyş buhranı geçtikten
sonra, Orta Doğu'da ortaya çıkan durumu Amerika hiç beğenmedi. Bir defa, Süveyş
savaşı dolayısıyla Batı'nın prestiji Arap dünyasında büyük bir darbe yemişti.
Üstelik, Mısırı ve Süveyş'i Batı'ya bağlayan tek hukuki bağ olan 19 Ekim 1954
tarihli Süveyş Antlaşması'nı Mısır, 1956 buhranı sırasında feshederek, Batı ile
bağlarını koparmıştı.İkinci olarak, Amerika bu buhranda dürüst ve
tarafsız davranmış ve İngiltere ve Fransa'nın savaşı ve Mısır'ın işgalini
durdurmasında en az Sovyet Rusya kadar rol oynamıştı. Fakat Arap dünyası bunu
takdir ediyor muydu? Diğer taraftan, Batı'nın Orta Doğu'daki bu prestij kaybı,
bölgede büyük bir boşluk meydana getirirken, bu boşluk, Sovyet Rusya tarafından
doldurulmaktaydı.Sovyet Rusya sanki Arab'ın kurtarıcısı olmuştu. Sanki,
Macar topraklarına 200 bin kişilik askeri ile 4000 tankını sokup, 50.000 ölü ve
yaralıya malolan Macar milli bağımsızlık hareketini öldüren bu Sovyet Rusya
değildi. Kaldı ki, Bulganin'in, Eisenhower'a gönderdiği 5 Kasım mesajında da
görüldüğü gibi, Sovyetler Orta Doğu'ya asker sokmak için fırsat aramaktaydılar.
İkinci olarak, Sovyetlerin Orta Doğu'ya girişlerinde ekonomik sebepler de rol
oynamıyordu. Çünkü, Süveyş'teki kanal trafiğinin ancak %1'i Sovyet gemilerine
aitti.Sovyetlerin Orta Doğu petrollerine de ihtiyaçları yoktu. Çünkü
kendileri petrol ihraç etmekte idiler. O halde amaçları siyasi idi. Sovyetler,
Süveyş Kanalı'na ve Batı'nın Orta Doğu'daki petrol kaynaklarına hakim olarak,
bölgeyi siyasi kontrölleri altına alarak Batı'ya darbe indirmek ve mümkün olursa
Batı'yı bu bölgede çökertmekti.Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı:
Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak;
diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm
hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı
koymalarına yardım etmekti. İşte bu noktalardan hareket eden Başkan Eisenhower,
5 Ocak 1957'de Kongre'ye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajda
bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongre'den şu hususlarda kendisine yetki
verilmesini istiyordu:Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma
çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak. Bu ülkelerin
istemeleri şartıyla, milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir
ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı
kuvvetlerinin kullanılması. Bu amaçlarla Başkan Eisenhower, Kongre'den,
üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon dolar harcama yetkisi istemekteydi.
Eisenhower Doktrini'nin bilhassa Orta Doğu'da Amerikan askerinin kullanılmasına
dair kısmı, Amerikan Kongresi'nde büyük tartışmalara sebep oldu. Buna rağmen,
Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Martta, büyük oy çoğunluğu ile
Eisenhower Doktrini'ni kabul ederek, Başkan'a istediği yetkileri
verdi.Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için
mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerika'nın Orta Doğu ile
bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika, Orta Doğu ile
ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece
Türkiye ve Yunanistan'a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi.
Halbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve
Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı
savunulmasını da üzerine alıyordu.İkinci olarak, bu doktrin ile Amerika,
İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'da bıraktıkları boşluğu bizzat doldurmak üzere
harekete geçiyor ve aynı zamanda da, bölgede Sovyet Rusya'nın karşısına
dikiliyordu. Amerika ve Sovyet Rusya ilk defa olarak Orta Doğu'da karşı karşıya
gelmeye başlıyordu.Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu ikiye
ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; 6 Ocakta Lübnan olmuştur.
Lübnan bu hareketi ile, şimdiye kadar takip ettiği tarafsızlık politikasını
terketmiş oluyordu. Lübnan'ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan,
Eisenhower Doktrini'ni kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra
Afganistan, Libya, Tunus ve Fas en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini
bildirdiler.Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır'dan geldi.
Arkasından Suriye bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi
Arabistan takip etti ise de, bir kaç hafta sonra Suudi Arabistan tutumunu
değiştirerek, Eisenhower Doktrini'ni iyi ve müsbet bulduğunu bildirdi. Çünkü
Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; lakin
Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlı
idi.Nasır'ın Ürdün'de monarşiyi devirmek için biraz sonra giriştiği
teşebbüsler, Ürdün'ün tutumunu da değiştirecek ve bu ülkeyi Suriye-Mısır
cephesinden ayıracaktır. Tabiatıyla Sovyetler de büyük tepki gösterdiler. 7
Ocakta yayınladıkları resmi bildiride, Eisenhower Doktrini'ni, Orta Doğu
ülkelerini esaret altına alma amacını güden bir tedbir, Amerikan tekelci
kapitalizminin militarist çevrelerinin Orta Doğu işlerine kaba bir müdahalesi
olarak nitelemişlerdir.Bunun arkasından, 11 Şubatta Amerika, İngiltere
ve Fransa'ya verdikleri notalarda, Orta Doğu için bir barış planı ortaya
attılar. Buna göre, bölgede ittifak blokları kurulmayacak, yabancı askerler geri
çekilecek, yabancı üsler tasfiye edilecek ve bölgenin içişlerine
karışılmayacaktı. Bölge ülkelerine silah satılmayacaktı. Sovyetlere verilen
cevapta, bu plan reddedildiği gibi, bölgeyi silahlandıran ilk devletin kendisi
olduğu ve içişlerine karışmamadan söz eden Sovyetlerin önce Macaristan'dan elini
çekmesi gerektiği bildirildi.
sonra, Orta Doğu'da ortaya çıkan durumu Amerika hiç beğenmedi. Bir defa, Süveyş
savaşı dolayısıyla Batı'nın prestiji Arap dünyasında büyük bir darbe yemişti.
Üstelik, Mısırı ve Süveyş'i Batı'ya bağlayan tek hukuki bağ olan 19 Ekim 1954
tarihli Süveyş Antlaşması'nı Mısır, 1956 buhranı sırasında feshederek, Batı ile
bağlarını koparmıştı.İkinci olarak, Amerika bu buhranda dürüst ve
tarafsız davranmış ve İngiltere ve Fransa'nın savaşı ve Mısır'ın işgalini
durdurmasında en az Sovyet Rusya kadar rol oynamıştı. Fakat Arap dünyası bunu
takdir ediyor muydu? Diğer taraftan, Batı'nın Orta Doğu'daki bu prestij kaybı,
bölgede büyük bir boşluk meydana getirirken, bu boşluk, Sovyet Rusya tarafından
doldurulmaktaydı.Sovyet Rusya sanki Arab'ın kurtarıcısı olmuştu. Sanki,
Macar topraklarına 200 bin kişilik askeri ile 4000 tankını sokup, 50.000 ölü ve
yaralıya malolan Macar milli bağımsızlık hareketini öldüren bu Sovyet Rusya
değildi. Kaldı ki, Bulganin'in, Eisenhower'a gönderdiği 5 Kasım mesajında da
görüldüğü gibi, Sovyetler Orta Doğu'ya asker sokmak için fırsat aramaktaydılar.
İkinci olarak, Sovyetlerin Orta Doğu'ya girişlerinde ekonomik sebepler de rol
oynamıyordu. Çünkü, Süveyş'teki kanal trafiğinin ancak %1'i Sovyet gemilerine
aitti.Sovyetlerin Orta Doğu petrollerine de ihtiyaçları yoktu. Çünkü
kendileri petrol ihraç etmekte idiler. O halde amaçları siyasi idi. Sovyetler,
Süveyş Kanalı'na ve Batı'nın Orta Doğu'daki petrol kaynaklarına hakim olarak,
bölgeyi siyasi kontrölleri altına alarak Batı'ya darbe indirmek ve mümkün olursa
Batı'yı bu bölgede çökertmekti.Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı:
Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak;
diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm
hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı
koymalarına yardım etmekti. İşte bu noktalardan hareket eden Başkan Eisenhower,
5 Ocak 1957'de Kongre'ye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajda
bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongre'den şu hususlarda kendisine yetki
verilmesini istiyordu:Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma
çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak. Bu ülkelerin
istemeleri şartıyla, milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir
ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı
kuvvetlerinin kullanılması. Bu amaçlarla Başkan Eisenhower, Kongre'den,
üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon dolar harcama yetkisi istemekteydi.
Eisenhower Doktrini'nin bilhassa Orta Doğu'da Amerikan askerinin kullanılmasına
dair kısmı, Amerikan Kongresi'nde büyük tartışmalara sebep oldu. Buna rağmen,
Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Martta, büyük oy çoğunluğu ile
Eisenhower Doktrini'ni kabul ederek, Başkan'a istediği yetkileri
verdi.Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için
mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerika'nın Orta Doğu ile
bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika, Orta Doğu ile
ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece
Türkiye ve Yunanistan'a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi.
Halbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve
Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı
savunulmasını da üzerine alıyordu.İkinci olarak, bu doktrin ile Amerika,
İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'da bıraktıkları boşluğu bizzat doldurmak üzere
harekete geçiyor ve aynı zamanda da, bölgede Sovyet Rusya'nın karşısına
dikiliyordu. Amerika ve Sovyet Rusya ilk defa olarak Orta Doğu'da karşı karşıya
gelmeye başlıyordu.Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu ikiye
ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; 6 Ocakta Lübnan olmuştur.
Lübnan bu hareketi ile, şimdiye kadar takip ettiği tarafsızlık politikasını
terketmiş oluyordu. Lübnan'ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan,
Eisenhower Doktrini'ni kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra
Afganistan, Libya, Tunus ve Fas en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini
bildirdiler.Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır'dan geldi.
Arkasından Suriye bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi
Arabistan takip etti ise de, bir kaç hafta sonra Suudi Arabistan tutumunu
değiştirerek, Eisenhower Doktrini'ni iyi ve müsbet bulduğunu bildirdi. Çünkü
Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; lakin
Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlı
idi.Nasır'ın Ürdün'de monarşiyi devirmek için biraz sonra giriştiği
teşebbüsler, Ürdün'ün tutumunu da değiştirecek ve bu ülkeyi Suriye-Mısır
cephesinden ayıracaktır. Tabiatıyla Sovyetler de büyük tepki gösterdiler. 7
Ocakta yayınladıkları resmi bildiride, Eisenhower Doktrini'ni, Orta Doğu
ülkelerini esaret altına alma amacını güden bir tedbir, Amerikan tekelci
kapitalizminin militarist çevrelerinin Orta Doğu işlerine kaba bir müdahalesi
olarak nitelemişlerdir.Bunun arkasından, 11 Şubatta Amerika, İngiltere
ve Fransa'ya verdikleri notalarda, Orta Doğu için bir barış planı ortaya
attılar. Buna göre, bölgede ittifak blokları kurulmayacak, yabancı askerler geri
çekilecek, yabancı üsler tasfiye edilecek ve bölgenin içişlerine
karışılmayacaktı. Bölge ülkelerine silah satılmayacaktı. Sovyetlere verilen
cevapta, bu plan reddedildiği gibi, bölgeyi silahlandıran ilk devletin kendisi
olduğu ve içişlerine karışmamadan söz eden Sovyetlerin önce Macaristan'dan elini
çekmesi gerektiği bildirildi.
