- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Çocuk eğitiminde dayağa yer yok[/b]
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayağın caydırıcı olmadığını vurgulayarak, "Uygun ceza, onun için ödül olabilecek
şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır" dedi. Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, 100 ilköğretim öğrencisi üzerinde gerçekleştirdikleri bir araştırmada, çocuklardan yüzde 34ünde depresyon, yüzde 16sında da tedavi gerektirecek çok sayıda davranış
bozukluğu belirlendiğini anlatarak, araştırmanın toplumsal örneklemeyi yansıttığı için önemli olduğunu söyledi. Depresyon ile anksiyete gibi davranış bozuklukları gösteren çocukların bu sorunlarının yaş gruplarından kaynaklandığını ve kalıcı
olmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Keskin, ancak ailelerinin bu çocuklara yaklaşımının büyük önem taşıdığını bildirdi. Ailenin çocuğa tutumu Araştırmada ayrıca, "ailelerin, çocuklarının durumunu fark etmede okul yetkililerine
göre daha dikkatsiz olduğunu" saptadıklarını kaydeden Doç. Dr. Keskin, ailenin çocuğa tutumunun davranış bozukluklarının düzelmesindeki büyük etkisine dikkat çekti. Doç. Dr. Keskin, "çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayak yönteminin
caydırıcı olmadığını" belirterek, "Dayak her zaman ödüldür" dedi. Araştırmada, "Dayak yediğiniz davranışları yapmadan önce ne hissediyorsunuz?" diye sorulan çocukların "heyecan", "mutluluk" gibi yanıtlar verdiklerini dile getiren Doç. Dr. Keskin,
ancak bu çocukların "yapmaktan en çok pişmanlık duyduklarının da yine aynı davranışlar olduğunu" ifade ettiklerini bildirdi. Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yani ne yapmış oluyorsunuz? Dayakla bir çocuğa pişman
olacağı şeyi bile hevesle yaptırtıyorsunuz. Yani bir davranışın gelecekte görülme şansını azaltmak şöyle dursun, artırıyorsunuz. O zaman dayak davranış bilimine göre ödül oluyor. Azarlamak da aynı şekilde. Neden böyle oluyor? Çok basit. Dövdünüz,
çocuk kaçıyor, siniyor, ‘tamam, yapmayacağım diyor. Ama bu anlık yanıtıdır çocuğun. Sizin dayak davranışınızın geleceğe geçişi ise rövanş almayı doğurur. Siz de zannedersiniz ki ‘oh bitti. Artık ben bunu adam ettim. Dayağın acısını bir daha
unutmayacak... Hayır. O acıyı sizden çıkarmanın yollarını arayacak." "Dövüyorum dövüyorum yine yapıyor" Doç. Dr. Keskin, bazı anne-babaların, "dövüyorum, dövüyorum yine yapıyor", ya da "o kadar azarlıyorum yine aynı
yaramazlığı tekrarlıyor" sözlerini çok kullandıklarını hatırlatarak, "ailenin çocuğu döverek aynı davranışı tekrar yapmaya teşvik ettiğini" söyledi. Çocuğa verilecek cezanın ise ona seçtirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Keskin, şunları
kaydetti: "Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır. Çocuk yoksun bırakanla da rövanş almaya çalışabilir. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için de cezayı çocuğa seçtireceksiniz. İlk kötü davranışta hemen
cezalandırmayacaksınız. ‘Bunu yaparsan bunu yapacağım diyeceksiniz. Yine yaptı, yine uyaracaksınız. Eğer bir daha yaparsa, örneğin; ‘bunu yaparsan sana televizyonu yasaklayacağım demiştim. Sen yine yaptın. Demek ki sen televizyonun yasaklanmasını
istiyorsun diyeceksiniz. Yani sırf sinirlendiğiniz için hareket etmiyorsunuz. Çocuğa ‘evet galiba bunu ben seçtim dedirtiyorsunuz."
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayağın caydırıcı olmadığını vurgulayarak, "Uygun ceza, onun için ödül olabilecek
şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır" dedi. Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, 100 ilköğretim öğrencisi üzerinde gerçekleştirdikleri bir araştırmada, çocuklardan yüzde 34ünde depresyon, yüzde 16sında da tedavi gerektirecek çok sayıda davranış
bozukluğu belirlendiğini anlatarak, araştırmanın toplumsal örneklemeyi yansıttığı için önemli olduğunu söyledi. Depresyon ile anksiyete gibi davranış bozuklukları gösteren çocukların bu sorunlarının yaş gruplarından kaynaklandığını ve kalıcı
olmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Keskin, ancak ailelerinin bu çocuklara yaklaşımının büyük önem taşıdığını bildirdi. Ailenin çocuğa tutumu Araştırmada ayrıca, "ailelerin, çocuklarının durumunu fark etmede okul yetkililerine
göre daha dikkatsiz olduğunu" saptadıklarını kaydeden Doç. Dr. Keskin, ailenin çocuğa tutumunun davranış bozukluklarının düzelmesindeki büyük etkisine dikkat çekti. Doç. Dr. Keskin, "çocukların istenmeyen davranışlarını düzeltmede dayak yönteminin
caydırıcı olmadığını" belirterek, "Dayak her zaman ödüldür" dedi. Araştırmada, "Dayak yediğiniz davranışları yapmadan önce ne hissediyorsunuz?" diye sorulan çocukların "heyecan", "mutluluk" gibi yanıtlar verdiklerini dile getiren Doç. Dr. Keskin,
ancak bu çocukların "yapmaktan en çok pişmanlık duyduklarının da yine aynı davranışlar olduğunu" ifade ettiklerini bildirdi. Doç. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yani ne yapmış oluyorsunuz? Dayakla bir çocuğa pişman
olacağı şeyi bile hevesle yaptırtıyorsunuz. Yani bir davranışın gelecekte görülme şansını azaltmak şöyle dursun, artırıyorsunuz. O zaman dayak davranış bilimine göre ödül oluyor. Azarlamak da aynı şekilde. Neden böyle oluyor? Çok basit. Dövdünüz,
çocuk kaçıyor, siniyor, ‘tamam, yapmayacağım diyor. Ama bu anlık yanıtıdır çocuğun. Sizin dayak davranışınızın geleceğe geçişi ise rövanş almayı doğurur. Siz de zannedersiniz ki ‘oh bitti. Artık ben bunu adam ettim. Dayağın acısını bir daha
unutmayacak... Hayır. O acıyı sizden çıkarmanın yollarını arayacak." "Dövüyorum dövüyorum yine yapıyor" Doç. Dr. Keskin, bazı anne-babaların, "dövüyorum, dövüyorum yine yapıyor", ya da "o kadar azarlıyorum yine aynı
yaramazlığı tekrarlıyor" sözlerini çok kullandıklarını hatırlatarak, "ailenin çocuğu döverek aynı davranışı tekrar yapmaya teşvik ettiğini" söyledi. Çocuğa verilecek cezanın ise ona seçtirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Keskin, şunları
kaydetti: "Uygun ceza, onun için ödül olabilecek şeylerden çocuğu yoksun bırakmaktır. Çocuk yoksun bırakanla da rövanş almaya çalışabilir. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için de cezayı çocuğa seçtireceksiniz. İlk kötü davranışta hemen
cezalandırmayacaksınız. ‘Bunu yaparsan bunu yapacağım diyeceksiniz. Yine yaptı, yine uyaracaksınız. Eğer bir daha yaparsa, örneğin; ‘bunu yaparsan sana televizyonu yasaklayacağım demiştim. Sen yine yaptın. Demek ki sen televizyonun yasaklanmasını
istiyorsun diyeceksiniz. Yani sırf sinirlendiğiniz için hareket etmiyorsunuz. Çocuğa ‘evet galiba bunu ben seçtim dedirtiyorsunuz."
