- Katılım
- 16 Aralık 2008
- Mesajlar
- 145,988
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera
karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu
arıyordu.
Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti.
Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu.
O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu
adayını içeri aldılar.
Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme
kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete
başladı.
Adı Emile Muller'di.
Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey
denemiş olmak için Çantanızı açıp bana içindekileri
birer birer anlatır mısınız? dedi.
Genç kız arkadaki çantaya uzandı.
Fermuvarını açtı.
Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:
Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini
parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı
bakmış olmalıyım.
Sonra bir kitap çıkardı.
Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu
satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş
kahramanının dalaverelerinden söz etti.
Ardından bir gazete çıkardı:
İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede,
başvuracağı başka işler de vardı.
Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri...
Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip
okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla
okudu genç kız...
Özel duygulardı okudukları...
Derken çantanın gizli bölmesine attı elini...
Oradan iki fotoğraf çıkardı.
Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:
Sevgilim diye açıkladı:
Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de... Ancak uykudayken
çekebiliyorum fotoğrafını...
İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali
olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok
seviyordu.
Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla
anlattığı her bir nesne, bir yapbozun parçaları gibi
onun hayatından kesitler sunuyordu.
Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü.
Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti.
Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını
söyledi.
Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar dedi.
Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri...
Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı.
Yönetmen gerindi.
Kısa bir mola vermek istediğini söyledi.
Hala aradığını bulamamıştı.
Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye
asılı çantaya ilişti gözü...
Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı
çantaydı bu...
Telaşla asistanını uyardı:
Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup
yetiştirsene...
Asistan kız sandalyeye baktı ve Yoo... O benim
çantam dedi.
Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya
seğirtti.
Aradığı oyuncuyu bulmuştu.
20 dakikalık bu siyah - beyaz Fransız filmini geçen
hafta, 10. Avrupa Filmleri Festivali'nde izledim.
Kısa filmin adı, filmdeki kızın adıydı:
Emile Muller
Yönetmeni:
Yvon Marciano...
Konusu:
Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir.
Can Dündar
_________________
Hayatta Ya Tozu Dumana Katarsın Ya Tozu Dumanı Yutarsın...
karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu
arıyordu.
Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti.
Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu.
O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu
adayını içeri aldılar.
Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme
kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete
başladı.
Adı Emile Muller'di.
Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey
denemiş olmak için Çantanızı açıp bana içindekileri
birer birer anlatır mısınız? dedi.
Genç kız arkadaki çantaya uzandı.
Fermuvarını açtı.
Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:
Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini
parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı
bakmış olmalıyım.
Sonra bir kitap çıkardı.
Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu
satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş
kahramanının dalaverelerinden söz etti.
Ardından bir gazete çıkardı:
İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede,
başvuracağı başka işler de vardı.
Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri...
Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip
okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla
okudu genç kız...
Özel duygulardı okudukları...
Derken çantanın gizli bölmesine attı elini...
Oradan iki fotoğraf çıkardı.
Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:
Sevgilim diye açıkladı:
Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de... Ancak uykudayken
çekebiliyorum fotoğrafını...
İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali
olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok
seviyordu.
Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla
anlattığı her bir nesne, bir yapbozun parçaları gibi
onun hayatından kesitler sunuyordu.
Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü.
Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti.
Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını
söyledi.
Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar dedi.
Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri...
Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı.
Yönetmen gerindi.
Kısa bir mola vermek istediğini söyledi.
Hala aradığını bulamamıştı.
Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye
asılı çantaya ilişti gözü...
Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı
çantaydı bu...
Telaşla asistanını uyardı:
Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup
yetiştirsene...
Asistan kız sandalyeye baktı ve Yoo... O benim
çantam dedi.
Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya
seğirtti.
Aradığı oyuncuyu bulmuştu.
20 dakikalık bu siyah - beyaz Fransız filmini geçen
hafta, 10. Avrupa Filmleri Festivali'nde izledim.
Kısa filmin adı, filmdeki kızın adıydı:
Emile Muller
Yönetmeni:
Yvon Marciano...
Konusu:
Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir.
Can Dündar
_________________
Hayatta Ya Tozu Dumana Katarsın Ya Tozu Dumanı Yutarsın...
