- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
İngilizler Çanakkale için
sömürgeleri altında olan müslüman ülkelerden asker topluyorlardı. Saf
müslümanları, "Sizin halifenizi Almanlar kaçırdı. Biz, sizin halifenizi
kurtarmak için Almanlarla savaşıyoruz." diyerek kandıran İngilizler, bu yalana
kanmayan müslümanları, ailelerini öldürmekle tehdit ederek zorla cepheye sürdü.
Gelmek istemeyenleri ise öldürdüler. İngiliz'in oyununa gelen müslüman askerler
Çanakkale'de, Türklerle savaştıklarından habersiz harp ediyorlardı. Bir bayram sabahı ilahî bir lütuf
olarak Türk siperlerinin üzerini bulutlar kapamıştı. Düşmanın, siperlerimizi
gözetleme imkanı ortadan kalkmıştı. Askerlerimiz çok sevinmişti. Zira bayram
namazı kılmayı çok arzu ediyorlar fakat komutanları, toplu halde namaz kılmanın
düşman için bulunmaz bir fırsat olacağını söyleyerek müsaade etmiyordu.
Siperlerimiz bulutlarla kapandığına göre artık namaz kılınabilirdi. Komutanından
erine hep beraber saf tuttular ve vecd içinde namaza durdular. Bayram namazını
kıldıktan sonra hep bir ağızdan şevkle tekbir getirmeye başladılar. Bu sırada
düşman siperlerinden gürültü, arkasından da silah sesleri gelmeye başladı.
Meğer, kendileri gibi müslümanlarla savaştıklarını anlayan kandırılmış askerler,
düşman siperlerinde karışıklık çıkarmışlardı. İngilizler de onların bir kısmını
kurşuna dizmiş, bir kısmını da cephe gerisine çekmişti. Müslüman askerleri kandırarak
cepheye süren İngilizler, müslüman olmayan Avustralya, Yeni Zelanda gibi
ülkeleri de propaganda yolu ile kandırıyordu. Hıristiyan devletlerine, dünyayı
barbar Türklerden kurtarmanın zamanı gelmiştir, diyorlar. Bu savaşın aynı
zamanda bir haçlı savaşı olduğunu ifade ediyorlardı. Avustralya ve Yeni
Zelanda'dan gelen Anzak askerleri de İngilizler tarafından kandırılmıştı.
Çanakkale savaşında Türklerin kahramanlığı gibi insanlığına da hayran kalan
Anzak askerleri İngiliz kalleşinin gerçek yüzünü görüyordu. Nitekim İngilizler
onlara "Türkler yamyamdır. İnsan eti yerler. Dünyayı bu yamyamlardan kurtarmak
için savaşıyoruz" şeklinde propagandalar yapmışlardır. Fakat onlar cephede
gördüler ki Mehmetçik kendi hayatını tehlikeye atarak düşman askerini
kurtarabilecek kadar, kendi yaralı iken düşman askerinin yarasını sarabilecek
kadar, kendi bayat ekmek yerken düşman esirine taze ekmek yedirebilecek kadar
insanlığın zirvesindedir. Çanakkale'ye gelirken Türklerden nefret eden Anzaklar,
Türklere hayran kalarak memleketlerine dönmüşlerdir. İngilizlerin Çanakkale'de
yaptıkları âdiliklerden birisi de kimyasal gaz kullanma teşebbüsleridir. Bu
insanlık cinayeti, Lordlar Kamerasında Çörçil tarafından gündeme getirilmişti.
Bunun bir insanlık suçu olduğu vurgulanınca Çörçil, "Türkler insan değildir. Bu
yüzden gaz kullanmamızda bir sakınca yoktur" diyerek oradakileri ikna etmişti.
Varillerle kimyasal gazlar gemilere yüklenip Çanakkale'ye sevk edildi. Rüzgar,
mevsimin özelliğinden dolayı denizden karaya doğru esiyordu. Varillerin
kapaklarını açacaklar, rüzgarın etkisiyle karaya doğru esen gazlar Türkleri
zehirleyecekti. Fakat Müslüman Türk'e olan ilahî yardım İngilizlerin hesabını
bozmuştu. Variller Çanakkale'ye ulaşınca rüzgar yön değiştirmiş, karadan denize
doğru esmeye başlamıştı. Bu durum savaş boyunca devam etti. Zehirli gaz kullanmaya muvaffak
olamayan İngilizler başka bir kalleşliğe, başka bir insanlık suçuna imza atmayı
başardılar. 28 Haziran 1915 gecesi direk, Sargı Yeri Hastanesini hedef alarak,
çoğu parmağını bile kıpırdatamayacak kadar ağır yaralı olan 18.000 yaralı
askerimizi şehit ettiler. Mehmetçiğimiz onların hastane gemilerinin hiçbirine
tek kurşun bile atmazken, buna mukabil düşmanın yaralı askerlerini bile büyük
bir şefkatle tedavi ederken İngilizler Ortaçağdan kalma vahşiliklerini
pervasızca sergiliyorlardı. Bir savaş ve insanlık suçu işleyerek 18.000
savunmasız insanı katlediyorlardı. Çanakkale'de İngilizler ve
müttefikleri mağlup oldular. Savaş bitti, fakat İngiliz hilesi bitmedi. Savaştan
sonra İngilizler Londra'nın iki önemli caddesine, Oxford ve Cambridge
caddelerine birer heykel dikmişlerdi. Hâlen mevcut olan bu heykellerde, Osmanlı
askerinin süngüsünün ucunda bir İngiliz askeri tasvir edilmekte ve altında şu
ifadeler yazmaktadır: "Türkler, Çanakkale'de babanı böyle öldürdüler"
Şu ikiyüzlü İngilizlere bakın.
Aldatmacaları ile yetmiş iki milleti peşlerine takıp dev zırhlılarla, dünyanın
bir ucundan gelip ülkemizi işgal etmeye çalışıyorlar, her türlü imkansızlığa
mukabil göğüslerindeki imanla savaşan Mehmetçiğe ölüm kusuyorlar, buna mukabil
vatanını savunan Türkler hunhar, saldırgan İngilizler mazlum oluyor. Bugün de yapılan şeyler dün
yaşadıklarımızın benzeridir. Dünyanın bir ucundan kalkıp gelen Amerika ve
İngiltere, Ortadoğu'yu işgal etmeye çalışmakta, buna mukabil ülkesini savunmaya
çalışan bir avuç direnişçiye terörist damgasını vurmaktadırlar. Irak'ın
işgalinde yeniden görüldüğü üzere öncelikle müslümanı müslümana kırdırmayı
hedeflemektedirler. Bu yüzden etnik farklılıkları ve mezhep farklılıklarını ön
plana çıkarmakta, müslümanların birbirine düşmesine çalışmaktadırlar. Dünyayı
yanlarına alabilmek için müslüman ülkelerde kimyasal silah olduğunu ve bu
ülkelerin dünya barışını tehdit ettiğini iddia etmektedirler. Halbuki dünyayı
asıl tehdit eden kendileridir. Nitekim Amerika, Hiroşima ve Nagazaki'ye atom
bombası atarak yüz binlerce masum insanı buharlaştırmış, İngiltere ise başarılı
olamasa da Çanakkale'de gaz kullanmaya teşebbüs etmiştir. Kimyasal silah
kullanmadan yana sabıka dosyaları kabarık olan saldırgan müttefikler,
kendilerinin, dünyanın en korkunç kimyasal ve nükleer silahlarına sahip
olmasında herhangi bir sakınca görmemekte buna mukabil bir müslüman ülkede bu
silahların olabilme ihtimaline bile savaş açabilmektedir. Hayalî gerekçelerle
müslüman ülkeleri işgal edebilmektedirler. Gerek İngilizler, gerek Amerika ve
gerekse diğer batılı devletler dün ne iseler bugün de aynısıdırlar. Tarihten
ibret alıp yanlış adım atmamamız gerekmektedir. Maalesef bizim içimizde de
Amerika, İngiltere ve batılı devletlerle hareket etmeyi savunan gafiller
bulunmaktadır. Ziya Gökalp'in bu hususta öğüt veren şu dörtlüğü dikkat
çekicidir: Kardeş dalgın çıkma yola Bir yol tut ki emin ola Önde varsa bir İngiliz, Gitme sakın, fena bir iz.
Şu gerçeği asla unutmayalım ki
İngiliz'in, Amerika'nın veya AB'nin izinden gitmek bize az şey kazandıracak
fakat çok şey kaybettirecektir. Kaybedeceğimiz şeylerin en büyüğü ise
Müslümanlıkla ve Türklükle yoğrulmuş millî şahsiyetimiz olacaktır. Unutmayalım
ki, millî şahsiyetini kaybeden milletler millî hakimiyetlerini de kaybetmiş
demektir... Kaynak: Ilkadim dergisi,
04/2005
sömürgeleri altında olan müslüman ülkelerden asker topluyorlardı. Saf
müslümanları, "Sizin halifenizi Almanlar kaçırdı. Biz, sizin halifenizi
kurtarmak için Almanlarla savaşıyoruz." diyerek kandıran İngilizler, bu yalana
kanmayan müslümanları, ailelerini öldürmekle tehdit ederek zorla cepheye sürdü.
Gelmek istemeyenleri ise öldürdüler. İngiliz'in oyununa gelen müslüman askerler
Çanakkale'de, Türklerle savaştıklarından habersiz harp ediyorlardı. Bir bayram sabahı ilahî bir lütuf
olarak Türk siperlerinin üzerini bulutlar kapamıştı. Düşmanın, siperlerimizi
gözetleme imkanı ortadan kalkmıştı. Askerlerimiz çok sevinmişti. Zira bayram
namazı kılmayı çok arzu ediyorlar fakat komutanları, toplu halde namaz kılmanın
düşman için bulunmaz bir fırsat olacağını söyleyerek müsaade etmiyordu.
Siperlerimiz bulutlarla kapandığına göre artık namaz kılınabilirdi. Komutanından
erine hep beraber saf tuttular ve vecd içinde namaza durdular. Bayram namazını
kıldıktan sonra hep bir ağızdan şevkle tekbir getirmeye başladılar. Bu sırada
düşman siperlerinden gürültü, arkasından da silah sesleri gelmeye başladı.
Meğer, kendileri gibi müslümanlarla savaştıklarını anlayan kandırılmış askerler,
düşman siperlerinde karışıklık çıkarmışlardı. İngilizler de onların bir kısmını
kurşuna dizmiş, bir kısmını da cephe gerisine çekmişti. Müslüman askerleri kandırarak
cepheye süren İngilizler, müslüman olmayan Avustralya, Yeni Zelanda gibi
ülkeleri de propaganda yolu ile kandırıyordu. Hıristiyan devletlerine, dünyayı
barbar Türklerden kurtarmanın zamanı gelmiştir, diyorlar. Bu savaşın aynı
zamanda bir haçlı savaşı olduğunu ifade ediyorlardı. Avustralya ve Yeni
Zelanda'dan gelen Anzak askerleri de İngilizler tarafından kandırılmıştı.
Çanakkale savaşında Türklerin kahramanlığı gibi insanlığına da hayran kalan
Anzak askerleri İngiliz kalleşinin gerçek yüzünü görüyordu. Nitekim İngilizler
onlara "Türkler yamyamdır. İnsan eti yerler. Dünyayı bu yamyamlardan kurtarmak
için savaşıyoruz" şeklinde propagandalar yapmışlardır. Fakat onlar cephede
gördüler ki Mehmetçik kendi hayatını tehlikeye atarak düşman askerini
kurtarabilecek kadar, kendi yaralı iken düşman askerinin yarasını sarabilecek
kadar, kendi bayat ekmek yerken düşman esirine taze ekmek yedirebilecek kadar
insanlığın zirvesindedir. Çanakkale'ye gelirken Türklerden nefret eden Anzaklar,
Türklere hayran kalarak memleketlerine dönmüşlerdir. İngilizlerin Çanakkale'de
yaptıkları âdiliklerden birisi de kimyasal gaz kullanma teşebbüsleridir. Bu
insanlık cinayeti, Lordlar Kamerasında Çörçil tarafından gündeme getirilmişti.
Bunun bir insanlık suçu olduğu vurgulanınca Çörçil, "Türkler insan değildir. Bu
yüzden gaz kullanmamızda bir sakınca yoktur" diyerek oradakileri ikna etmişti.
Varillerle kimyasal gazlar gemilere yüklenip Çanakkale'ye sevk edildi. Rüzgar,
mevsimin özelliğinden dolayı denizden karaya doğru esiyordu. Varillerin
kapaklarını açacaklar, rüzgarın etkisiyle karaya doğru esen gazlar Türkleri
zehirleyecekti. Fakat Müslüman Türk'e olan ilahî yardım İngilizlerin hesabını
bozmuştu. Variller Çanakkale'ye ulaşınca rüzgar yön değiştirmiş, karadan denize
doğru esmeye başlamıştı. Bu durum savaş boyunca devam etti. Zehirli gaz kullanmaya muvaffak
olamayan İngilizler başka bir kalleşliğe, başka bir insanlık suçuna imza atmayı
başardılar. 28 Haziran 1915 gecesi direk, Sargı Yeri Hastanesini hedef alarak,
çoğu parmağını bile kıpırdatamayacak kadar ağır yaralı olan 18.000 yaralı
askerimizi şehit ettiler. Mehmetçiğimiz onların hastane gemilerinin hiçbirine
tek kurşun bile atmazken, buna mukabil düşmanın yaralı askerlerini bile büyük
bir şefkatle tedavi ederken İngilizler Ortaçağdan kalma vahşiliklerini
pervasızca sergiliyorlardı. Bir savaş ve insanlık suçu işleyerek 18.000
savunmasız insanı katlediyorlardı. Çanakkale'de İngilizler ve
müttefikleri mağlup oldular. Savaş bitti, fakat İngiliz hilesi bitmedi. Savaştan
sonra İngilizler Londra'nın iki önemli caddesine, Oxford ve Cambridge
caddelerine birer heykel dikmişlerdi. Hâlen mevcut olan bu heykellerde, Osmanlı
askerinin süngüsünün ucunda bir İngiliz askeri tasvir edilmekte ve altında şu
ifadeler yazmaktadır: "Türkler, Çanakkale'de babanı böyle öldürdüler"
Şu ikiyüzlü İngilizlere bakın.
Aldatmacaları ile yetmiş iki milleti peşlerine takıp dev zırhlılarla, dünyanın
bir ucundan gelip ülkemizi işgal etmeye çalışıyorlar, her türlü imkansızlığa
mukabil göğüslerindeki imanla savaşan Mehmetçiğe ölüm kusuyorlar, buna mukabil
vatanını savunan Türkler hunhar, saldırgan İngilizler mazlum oluyor. Bugün de yapılan şeyler dün
yaşadıklarımızın benzeridir. Dünyanın bir ucundan kalkıp gelen Amerika ve
İngiltere, Ortadoğu'yu işgal etmeye çalışmakta, buna mukabil ülkesini savunmaya
çalışan bir avuç direnişçiye terörist damgasını vurmaktadırlar. Irak'ın
işgalinde yeniden görüldüğü üzere öncelikle müslümanı müslümana kırdırmayı
hedeflemektedirler. Bu yüzden etnik farklılıkları ve mezhep farklılıklarını ön
plana çıkarmakta, müslümanların birbirine düşmesine çalışmaktadırlar. Dünyayı
yanlarına alabilmek için müslüman ülkelerde kimyasal silah olduğunu ve bu
ülkelerin dünya barışını tehdit ettiğini iddia etmektedirler. Halbuki dünyayı
asıl tehdit eden kendileridir. Nitekim Amerika, Hiroşima ve Nagazaki'ye atom
bombası atarak yüz binlerce masum insanı buharlaştırmış, İngiltere ise başarılı
olamasa da Çanakkale'de gaz kullanmaya teşebbüs etmiştir. Kimyasal silah
kullanmadan yana sabıka dosyaları kabarık olan saldırgan müttefikler,
kendilerinin, dünyanın en korkunç kimyasal ve nükleer silahlarına sahip
olmasında herhangi bir sakınca görmemekte buna mukabil bir müslüman ülkede bu
silahların olabilme ihtimaline bile savaş açabilmektedir. Hayalî gerekçelerle
müslüman ülkeleri işgal edebilmektedirler. Gerek İngilizler, gerek Amerika ve
gerekse diğer batılı devletler dün ne iseler bugün de aynısıdırlar. Tarihten
ibret alıp yanlış adım atmamamız gerekmektedir. Maalesef bizim içimizde de
Amerika, İngiltere ve batılı devletlerle hareket etmeyi savunan gafiller
bulunmaktadır. Ziya Gökalp'in bu hususta öğüt veren şu dörtlüğü dikkat
çekicidir: Kardeş dalgın çıkma yola Bir yol tut ki emin ola Önde varsa bir İngiliz, Gitme sakın, fena bir iz.
Şu gerçeği asla unutmayalım ki
İngiliz'in, Amerika'nın veya AB'nin izinden gitmek bize az şey kazandıracak
fakat çok şey kaybettirecektir. Kaybedeceğimiz şeylerin en büyüğü ise
Müslümanlıkla ve Türklükle yoğrulmuş millî şahsiyetimiz olacaktır. Unutmayalım
ki, millî şahsiyetini kaybeden milletler millî hakimiyetlerini de kaybetmiş
demektir... Kaynak: Ilkadim dergisi,
04/2005
