- Katılım
- 8 Şubat 2008
- Mesajlar
- 1,632
- Reaksiyon puanı
- 6
- Puanları
- 0
Astro-Felsefi Bir Bakış Açısı :::Çekim Yasası Ve Astrolojik Sorgulaması:::
Son günlerde herkesin diline dolanan, “bulaşıcı bir hastalık” gibi milyonları sarmalayan bir felsefenin ötesinde bir “öğreti” çekim yasası. Belki de yüzyılın son derece rövaçta inanç sistemlerinin temelini atan bir öğreti. Çekim Yasası, Secret, What The Bleep We Know kitap/filmleri bir zamanların “Da Vinci Şifresi” furyası tadı vermekte. Birçok doğru noktaya değinen bu öğretinin işe yaradığı şüphe götürmese de akla kader sorusu geliyor;
İnsan kendi yazgısını değiştirebilir mi? Yeterince istemek/hayal etmek/hissetmekle bu mümkün mü?
Doğum anımızın/haritamızın parmak izimiz gibi olduğu düşünüldüğünde, kader hakkındaki bu sorgulamalar klasik ve modern astrologlar arasındaki bitmek bilmeyen tartışmaları akla getiriyor.
Haritamız yazgımız mıdır? Klasikçilere göre evet, kesinlikle. Modern bakış açısıyla ise asla, Astroloji sadece potansiyelleri öngörmektedir.
Benim bakış açımı açıklamak için ise çekim yasasına değinmek yerinde olacaktır. Ben kaderi bir resmin taslak çalışması olarak görüyorum. Ana hatları kara kalemle belirginleştirilmiş, ama resmin tümü hakkında asla fikir sahibi olamazsınız. Çünkü resimler/insanlar/evren, renkler gölgeler ve binlerce ayrıntıdan meydana gelir. Resmin taslağından bunun bir kadın ya da erkek bir hayvan yahut bir manzara resmi olduğunu öngörebilirsiniz. Ama bu kadın/erkek hangi ırktandır, saçları, gözleri ne renk şekli nasıl bilemezsiniz. Ya da bir manzara resminin taslağına bakarak orada bir sabah mı yoksa gece mi yaşanıyor anlayamazsınız. Ama taslak çıkarıldığına göre o resim “doğmuştur”. Tuvalin büyüklüğüne ve çalışma hızınıza göre aşağı yukarı resmin ne zaman biteceğini de öngörebilirsiniz.
Doğum ve ölüm şüphesiz ki kaderdir. Taslağın tüm kaba hatları da buna dahildir (sağlık, evlilik, çocuklar..).
Astroloji de 1, 4, 7 ve 10. Evler kadersel olarak ele alınır. Taslağımızdır. Ben bunlara yazgıyla bağlantılı olarak 6, 8 ve 12. Evleri de ekliyorum. Bunları bizi “deneyen” evler olarak nitelendiriyorum. Yazgımızı test eden karanlık evler. Yaşam karşıtı “yaşamımıza karşıt” evler. Hayat, insan, evren dualitenin bir sonucudur. Karşıtlıklar kendilerini birbirlerinde sınayarak gerçekleştirirler. Bu göz önüne alındığında 6, 8 ve 12. Evlerin kaderimiz olduğu söylenemez. Biz bu evler tarafından sınanırız, bu sınavın şıkları vardır. Örneğin 6. Evindeki Yengeç’te Satürn bulunan ve 8. Evdeki Ay’ına kare yapan 12. Evde Güneş’i olan birinin belli transitler altında çok ciddi sağlık problemleri yaşayacağını söyleyebiliriz. Deneyimli bir astrolog olarak belki ölüm zamanını da öngörebiliriz. (Ama çoğumuz elbette ki haklı olarak bunu etik bulmayız) Söz konusu kişi bu ölümcül hastalığı yenebilir mi? Evet! Yenebilir. Çünkü bu şıklardan biridir. Eğer haritanızın diğer konumları da karamsar, negatife yatkın bir kişilik çiziyorsa bu hastalığı yenebileceğinize inanmak konusunda çok daha zorlanacaksınızdır. Ama bu kaderiniz değildir. Kader sadece ölümcül bir hastalığa yakalanacağınızı söyler. Bu hastalığa karşı koymak/yenmek ise haritanızın size zıt olan pozitif yanını aktive etmekle mümkün olabilir. Ancak bu durum negatif kişi için oldukça zordur ama imkansız değildir. Bu bakış açısıyla çekim yasasının Astrolojik olarak da söz sahibi olduğunu düşünüyorum.
Evrende her şey enerjiden ibarettir. Her şekilde kullanılabilir ve yönlendirilebilir. Ama bazılarımız için kolay, bazılarımız için imkansız denilebilecek kadar zordur. Çünkü kaba taslağıyla bile ifade edecek olursak “herkes haritası kadardır”.
Bu yasanın Astrolojik olarak nasıl işleyebileceğine bir örnek verecek olursak; Transit Mars’ın natal Güneş’inize tam bir kare açı yapacağını düşünün. Elbette fevri, öfkeli ve sinirli olacaksınız. Bu transit sizin için genel anlamıyla bu realiteyi öngörür. Ama bunu sadece enerji olarak algılamaya çalışın. Öfke negatif olduğu kadar pozitif de olabilecek güçlü, direkt bir enerjidir. Eksi ve artı durumlar sizin algılayışınızdaki “filtre”lere göre değişkenlik gösterir. Mars Güneş karesi negatif bir realitede başınızı ağrıtacak sorunlara neden olabilir (öfke, yersiz tartışmalar vs.). Ama bu enerjiyi spor yaparak/fiziksel aktiviteler bazında da ortaya çıkarabilirsiniz. Bu diğer şıklardan biridir. Ya da bu potansiyel enerjiyi filtrenizden geçirir, pozitife çevirir ve istediğiniz şeye yönlendirirsiniz. Enerjinin işe yaraması için “iyimser” olması gerekmez. Tek önemli mevzu en yüksek kötücül enerjiyi bile formatını bozmadan “dönüştürebilme”nizdir. Kadersel dediğimiz transitlerin bile size aslında seçim şansı sunduğunu bu basit örnekle anlayabilirsiniz.
Ama örneğin 12. Ev Oğlak Burcu’nda Ay’ı olan biri için bu filtreyi pozitif yönde işlevli hale getirebilmek gerçekten zordur. Bu noktada kendisi de, yorumcu da kaderciliği tercih edecektir.
Çekim yasasının temelinde de bu vardır. Her şey kendi frekansındaki enerjileri çeker. Bu bir “sır” değildir. Bu herkesin farkında olduğu, ama ne yazık ki “herkes”in uygulayamayacağı bir gerçektir. Astroloji bunu öngörmektedir. Ama “kader”i “kadercilik”ten ayırmak gerekir. Bu anlamda “farkındalık” önemlidir.
Astroloji, kendini tanımak ve farkında olmakla bire bir bağlantılıdır. Olaylar öngörülebilir. Hepimiz en başında bir taslak olarak doğduk. Sahip olduğumuz tek şey “ışık”. Ki en derin karanlıklarda bile ufacık bir ışık her zaman vardır. Çünkü evrenin umudu sonsuzdur. Sahip olduğumuz ışıkla renkleri yaratır, resmimizi şahane ayrıntılarla tamamlarız. Bu bazen bazılarımız için zahmetsiz ve kolaydır. Bazılarımız için ise çok uzun süreçli bir çabadır. Işık az bile olsa unutmamamız gereken, paha biçilmez sanat eserimizi yaratmamız için her daim yeterli olacağıdır. Ve gerçekten istediğiniz sürece, evren buna karşı koymayacaktır..
Kristin Demirci
Son günlerde herkesin diline dolanan, “bulaşıcı bir hastalık” gibi milyonları sarmalayan bir felsefenin ötesinde bir “öğreti” çekim yasası. Belki de yüzyılın son derece rövaçta inanç sistemlerinin temelini atan bir öğreti. Çekim Yasası, Secret, What The Bleep We Know kitap/filmleri bir zamanların “Da Vinci Şifresi” furyası tadı vermekte. Birçok doğru noktaya değinen bu öğretinin işe yaradığı şüphe götürmese de akla kader sorusu geliyor;
İnsan kendi yazgısını değiştirebilir mi? Yeterince istemek/hayal etmek/hissetmekle bu mümkün mü?
Doğum anımızın/haritamızın parmak izimiz gibi olduğu düşünüldüğünde, kader hakkındaki bu sorgulamalar klasik ve modern astrologlar arasındaki bitmek bilmeyen tartışmaları akla getiriyor.
Haritamız yazgımız mıdır? Klasikçilere göre evet, kesinlikle. Modern bakış açısıyla ise asla, Astroloji sadece potansiyelleri öngörmektedir.
Benim bakış açımı açıklamak için ise çekim yasasına değinmek yerinde olacaktır. Ben kaderi bir resmin taslak çalışması olarak görüyorum. Ana hatları kara kalemle belirginleştirilmiş, ama resmin tümü hakkında asla fikir sahibi olamazsınız. Çünkü resimler/insanlar/evren, renkler gölgeler ve binlerce ayrıntıdan meydana gelir. Resmin taslağından bunun bir kadın ya da erkek bir hayvan yahut bir manzara resmi olduğunu öngörebilirsiniz. Ama bu kadın/erkek hangi ırktandır, saçları, gözleri ne renk şekli nasıl bilemezsiniz. Ya da bir manzara resminin taslağına bakarak orada bir sabah mı yoksa gece mi yaşanıyor anlayamazsınız. Ama taslak çıkarıldığına göre o resim “doğmuştur”. Tuvalin büyüklüğüne ve çalışma hızınıza göre aşağı yukarı resmin ne zaman biteceğini de öngörebilirsiniz.
Doğum ve ölüm şüphesiz ki kaderdir. Taslağın tüm kaba hatları da buna dahildir (sağlık, evlilik, çocuklar..).
Astroloji de 1, 4, 7 ve 10. Evler kadersel olarak ele alınır. Taslağımızdır. Ben bunlara yazgıyla bağlantılı olarak 6, 8 ve 12. Evleri de ekliyorum. Bunları bizi “deneyen” evler olarak nitelendiriyorum. Yazgımızı test eden karanlık evler. Yaşam karşıtı “yaşamımıza karşıt” evler. Hayat, insan, evren dualitenin bir sonucudur. Karşıtlıklar kendilerini birbirlerinde sınayarak gerçekleştirirler. Bu göz önüne alındığında 6, 8 ve 12. Evlerin kaderimiz olduğu söylenemez. Biz bu evler tarafından sınanırız, bu sınavın şıkları vardır. Örneğin 6. Evindeki Yengeç’te Satürn bulunan ve 8. Evdeki Ay’ına kare yapan 12. Evde Güneş’i olan birinin belli transitler altında çok ciddi sağlık problemleri yaşayacağını söyleyebiliriz. Deneyimli bir astrolog olarak belki ölüm zamanını da öngörebiliriz. (Ama çoğumuz elbette ki haklı olarak bunu etik bulmayız) Söz konusu kişi bu ölümcül hastalığı yenebilir mi? Evet! Yenebilir. Çünkü bu şıklardan biridir. Eğer haritanızın diğer konumları da karamsar, negatife yatkın bir kişilik çiziyorsa bu hastalığı yenebileceğinize inanmak konusunda çok daha zorlanacaksınızdır. Ama bu kaderiniz değildir. Kader sadece ölümcül bir hastalığa yakalanacağınızı söyler. Bu hastalığa karşı koymak/yenmek ise haritanızın size zıt olan pozitif yanını aktive etmekle mümkün olabilir. Ancak bu durum negatif kişi için oldukça zordur ama imkansız değildir. Bu bakış açısıyla çekim yasasının Astrolojik olarak da söz sahibi olduğunu düşünüyorum.
Evrende her şey enerjiden ibarettir. Her şekilde kullanılabilir ve yönlendirilebilir. Ama bazılarımız için kolay, bazılarımız için imkansız denilebilecek kadar zordur. Çünkü kaba taslağıyla bile ifade edecek olursak “herkes haritası kadardır”.
Bu yasanın Astrolojik olarak nasıl işleyebileceğine bir örnek verecek olursak; Transit Mars’ın natal Güneş’inize tam bir kare açı yapacağını düşünün. Elbette fevri, öfkeli ve sinirli olacaksınız. Bu transit sizin için genel anlamıyla bu realiteyi öngörür. Ama bunu sadece enerji olarak algılamaya çalışın. Öfke negatif olduğu kadar pozitif de olabilecek güçlü, direkt bir enerjidir. Eksi ve artı durumlar sizin algılayışınızdaki “filtre”lere göre değişkenlik gösterir. Mars Güneş karesi negatif bir realitede başınızı ağrıtacak sorunlara neden olabilir (öfke, yersiz tartışmalar vs.). Ama bu enerjiyi spor yaparak/fiziksel aktiviteler bazında da ortaya çıkarabilirsiniz. Bu diğer şıklardan biridir. Ya da bu potansiyel enerjiyi filtrenizden geçirir, pozitife çevirir ve istediğiniz şeye yönlendirirsiniz. Enerjinin işe yaraması için “iyimser” olması gerekmez. Tek önemli mevzu en yüksek kötücül enerjiyi bile formatını bozmadan “dönüştürebilme”nizdir. Kadersel dediğimiz transitlerin bile size aslında seçim şansı sunduğunu bu basit örnekle anlayabilirsiniz.
Ama örneğin 12. Ev Oğlak Burcu’nda Ay’ı olan biri için bu filtreyi pozitif yönde işlevli hale getirebilmek gerçekten zordur. Bu noktada kendisi de, yorumcu da kaderciliği tercih edecektir.
Çekim yasasının temelinde de bu vardır. Her şey kendi frekansındaki enerjileri çeker. Bu bir “sır” değildir. Bu herkesin farkında olduğu, ama ne yazık ki “herkes”in uygulayamayacağı bir gerçektir. Astroloji bunu öngörmektedir. Ama “kader”i “kadercilik”ten ayırmak gerekir. Bu anlamda “farkındalık” önemlidir.
Astroloji, kendini tanımak ve farkında olmakla bire bir bağlantılıdır. Olaylar öngörülebilir. Hepimiz en başında bir taslak olarak doğduk. Sahip olduğumuz tek şey “ışık”. Ki en derin karanlıklarda bile ufacık bir ışık her zaman vardır. Çünkü evrenin umudu sonsuzdur. Sahip olduğumuz ışıkla renkleri yaratır, resmimizi şahane ayrıntılarla tamamlarız. Bu bazen bazılarımız için zahmetsiz ve kolaydır. Bazılarımız için ise çok uzun süreçli bir çabadır. Işık az bile olsa unutmamamız gereken, paha biçilmez sanat eserimizi yaratmamız için her daim yeterli olacağıdır. Ve gerçekten istediğiniz sürece, evren buna karşı koymayacaktır..
Kristin Demirci
