- Katılım
- 22 Temmuz 2010
- Mesajlar
- 52
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
ANSAL MODEL:
İD/O, EGO/BEN VE SÜPEREGO/ÜSTBEN
İD/O, EGO/BEN VE SÜPEREGO/ÜSTBEN
1890’lardaki en erken girişimleri ruhbilimsel olduğu denli de nörofizyolojik doğadaydılar. Brücke’nin Kurumundaki düzenekçi eğitimiyle tutarlı olarak, Freud uyanıklıktaki düşünce süreçlerini olduğu gibi düşleri ve histerik belirtileri de açıklayabilecek nörolojik yapı ve düzenekleri betimleme girişiminde bulundu. Sonuç 1895’te Freud’un hiçbir zaman yayıma hazır duruma getirmediği, ama ölümünden sonra yayımcılarının Bilimsel Bir Ruhbilim İçin Tasar (Project for a Scientific Psychology) başlığı altında yayımladıkları uzun bir taslak elyazmasıydı.
Gerçi Tasar’ın yazılışı Freud için olağanüstü yararlı bir deneyim olmuş ve onu birçok yeni ve değerli düşünceye götürmüş olsa da, nörolojik çerçeve kuramcılığı üzerine birçok gereksiz sınırlama dayattı. Sinir dizgesi henüz onun hangi sinirsel düzeneklerin hangi ruhsal fenomenlerden sorumlu olduğunu yeterli ayrıntıda saptamasına olanak verecek bir düzeyde anlaşılmış değildi. Böylece Freud yeni bir strateji benimsedi, sinirbilimsel ayrıntılar tarafından oyalanmasına izin vermek yerine, kuramını bütünüyle ruhbilimsel terimlerde anlatmaya karar verdi. Kavramlarını eldeki tüm nörolojik bilgi ile tutarlı kılmaya çalıştı ve Tasar’ın anahtar düşüncelerinden çoğunu korudu, ama bu kez nörolojik-olmayan bir terminolojiye dökülmüş olarak. Gelecekteki nörolojik araştırmanın onun varsayımsal ruhsal süreçlerinin temellerinde yatan sağın düzenekleri ortaya sereceğine güveniyordu. Bununla birlikte, şimdilik sağın olarak ruhbilimsel zeminde kalmakla daha iyi ilerleyebileceğine karar verdi.
Freud’un anlık için en son ve en belirli ruhbilimsel modeli 1923’te Ego ve İd’de yayımlandı ve orada şimdi ünlü İd, Ego ve Süperego bölümlemesini getirdi. Klinik çalışmasıyla tutarlı olarak, insan anlığı bu anlayışa göre herşeyden önde çatışmanın çözülmesinden sorumlu bir örgendi.
Freud’un anlayışına göre, insan anlığı sürekli olarak üç ayrı türde istemin kuşatması altındadır ve bunlar genellikle birbirleriyle çatışır ve bir tür uzlaşma çözümü isterler. İlkin bedenin kendi içersinden doğan istemler vardı—beslenme, ısınma, bedensel ya da eşeysel doyum ve başkaları için dirimsel temelli gereksinimler. Freud bu dirimsel istemleri—ki bunlardan hiçbir zaman kaçınılamaz ya da kaçılamazdı—içgüdüler olarak adlandırdı. İkinci büyük istemler sınıfı bedenin içersinden değil, ama dışsal olgusallık dünyasından gelir. Çevre sürekli olarak insan örgenliği üzerine bir tür uyarlanma karşılığı gerektiren uyarılar getirir—kaçılacak tehlikeler, aranacak içgüdü-doyurucu nesneler vb. Açıktır ki, içgüdüsel istemler ve olgusallığın zorlamalarının birbirleri ile çatışmaya girdikleri, içgüdüsel doyumun olgusal dünyanın koşulları nedeniyle ertelenmesi, değiştirilmesi ya da bütünüyle terkedilmesinin gerektiği sayısız durumla karşılaşılır. İçgüdüsel dilekler ve olgusallık arasındaki çatışmalar hiç kuşkusuz düşler, histeri ve birincil ve ikincil süreçler üzerine erken kuramlarını geliştirdiği zaman Freud’un önemli uğraşları arasındaydılar.
Ego ve İd’i yazdığı sıralarda, Freud ahlaksal istemlerin [moral demands] anlığın yüklerinin bir üçüncü kategorisini oluşturduklarını anlamıştı, çünkü ahlaksal kaygıların hem içgüdüsel dileklerle hem de nesnel olgusallıkla çatışmaya girdiği sayısız durumu gözlemişti. Örneğin, bireyler sık sık içgüdüsel olarak doyum verici edimleri yerine getirmekten duyunç nedeniyle kaçınıyorlardı, üstelik nesnel çevrede açıkça engelleyici hiçbir güç bulunmadığı zamanlarda bile. Başka zamanlarda, ahlaksal istemler bir bireyi dışsal olgusallığın istemlerini gözardı etmeye ya da çiğnemeye götürüyordu, örneğin bir kimse bir başkasına yardım etmek için yaşamını tehlikeye attığı zaman olduğu gibi. Ahlaksal istemler böylece sık sık kişiyi olgusallığın istemlerinden ve içgüdülerden bütünüyle bağımsız yollarda güdüleyebilir ve sık sık da güdülerler. İnsan ruhunun herhangi bir tam modeli bunlara yer ayırmak zorundaydı.
Anlığın yeni modelinde, Freud insanın çatışmasına katılan bu üç yandan her birini açıklayacak birer ruhsal kendilik kavramı geliştirdi. İlk olarak, ruhsal aygıtın doğrudan doğruya içgüdülere karşılık veren ve O [Das Es=Id=It] olarak adlandırılabilecek bir parçası olduğunu ileri sürdü. İd bedenin örgensel gereksinimlerinin doğrudan sonucu olarak doğan dilek ve dürtülerin tümünü depolar. İkinci olarak, dışsal dünyadan duyumları ruha ileten bir algı dizgesi vardır. Anlık ve dışsal dünya arasındaki sınıra yerleşmiş bu algı dizgesi yoluyla, dışsal dünya tarafından örgenlik üzerine dayatılan istemler tanınmaya başlar.
Üçüncü olarak, Freud ruhun içersinde Üstben [Das Über-Ich, Ichideal] olarak adlandırdığı bir ahlaksal kendilik konutladı. Hem O hem de algısal aygıt ruha dışından gelen erkeler için giriş verirken, Üstben ise bütünüyle ruhsal dizgenin kendi içersinde kapsanır. Bu üç kendiliğin düzenlemeleri Şekil 6-1 tarafından sunulur.
Yine Şekil 6-1’de belirtildiği gibi, Ben ruhsal aygıtın tam ortasına yerleşmiştir. Bu özeksel yerleşim içgüdü, olgusallık ve duyuncun istemlerinin birleştikleri ve çatıştıkları konumu imler. Çatışmaları olanaklı olduğu ölçüde çözmeye ve uygun eylem yolları konusunda karar vermeye yönelik ansal işin Bende yerine getiriliyor olması gerekir. Kaçınılmaz olarak, Benin çelişkili istemleri uzlaştırmadaki ilk görevi bunlardan herhangi birinin aşırı ölçüde iveğen doyumunu engellemektir. Sonra, eylemin geçici bir ertelenişini başardıktan sonra, Ben tüm yanlar için hiç olmazsa belli bir düzeyde kabul edilebilir olacak bir tür uzlaşma eylemini üretmek zorundadır
