- Katılım
- 13 Nisan 2008
- Mesajlar
- 2,721
- Reaksiyon puanı
- 51
- Puanları
- 0
Yazımın başlığını “Ah bu ertelemeler olmasa!” diye seçtim. Erteleme, atalet… Hepimize çok tanıdık geliyor bu kelimeler, değil mi? Çok da kötü hissettiriyor bu kelimeler insana kendisini. Bu yüzden de, her seferinde “Ay” diyoruz, “benim de ertelediğim ne çok şey var!” diye yakınabiliyoruz.
“Giysi dolabım dağınık, toplamam lazım.”
“Sonra bakarım diye bir klasörde topladığım e-postalarıma bakmak lazım.”
“Sağlık kontrolümü yaptırmam lazım.”
“Patronun acil dediği, benim ise yazmayı sevmediğim şu raporu tamamlamam lazım.”
“Düzenli yürümeye karar verdim, ama bir gün yürüdüm arkası gelmedi. Düzenli yürümem lazım.”
“İşte masamın üstü evrak dolu. Yenisi, eskisi karışık bir arada… Ayıklamam lazım.”
Bunun gibi bir sürü cümle zihninizde gevezelik edip duruyor, değil mi? Evet, ertelediğimiz ya da başlayıp da bir türlü tamamlayamadığımız işler çok fazla. İnsan beyni bir bilgisayara benziyor. Bilgisayar ile çok fazla haşır neşir olanlar bilirler. Bilgisayarınızda açarsınız Word, Excel, Power Point, Msn, Youtube, Facebook’u ve tıklarsınız birçok dosyayı aynı anda. Hepsi ile bir arada oyalanırsınız, sonra bakmışsınız bilgisayarınız yavaşlamış ya da kitlenmiş, hareket edemiyorsunuz. İşletim sistemi zorlanıyor. İnsanlar da aynen böyle hareket ediyor. Başladığımız ve her tamamlamadığımız iş, beynimizde açık bir dosya olarak kalıyor. Bu bizi çok yoruyor. Bir süre sonra hep ertelenen ya da tamamlanmayan olarak sonuçlarımız da kötü olabiliyor. Sınavdan kötü not alabiliyoruz, ailemizi ihmal edebiliyoruz ya da patronumuza işi zamanında teslim edemeyebiliyoruz. Ertelemenin yalnızca fiziksel kötü sonuçları yok. Zihinsel olarak da kötü etkileniyoruz. Kendimize kızıyoruz, kendimize inancımız kalmıyor, hatta daha da ileri gidiyor bazen özgüvenimizi yitiriyoruz.
Biz erteleme konusunda "mahsur" kalan kişilere erteledikleri işleri listelemelerini rica ediyoruz. Sonra bu listeyi önceliklerine göre sıralıyorlar. En az vakit alacak işleri hemen yapabileceklerini, sonucunu gördüklerinde yapmış olmanın mutluluğunu yaşayacakları ve bir diğer iş için motivasyon sağlayacağı için, mümkünse onlardan başlayabileceklerini söylüyoruz. Büyük işleri küçük küçük bölerek yapmak, yine işleri bitirip sonuçlarını görmek açısından motivasyon artırdığı için iyi oluyor. Böylelikle liste gitgide azalıyor ve teker teker zihinlerinde de bu dosyalar kapanmaya başlıyor. Bu düzenli aralıklarla yapılırsa, açık kalan dosyaların, ertelenen ya da tamamlanmayan işlerin sayısı gitgide azalıyor.
Peki ya sevmediğiniz işler?
Sevmediğiniz işleri yaparken de kendinize sorular sorup, sonra da bunu bir oyuna dönüştürebilirsiniz. Önce kendinize sorun:
“Bunu benden başka yapabilecek biri var mı?” ve “Yapmazsam ne olur?”
Sonra yapmanız gerektiğine karar verirseniz sorularınızı söyle geliştirin:
“Bu işi yaparken öğreneceğim, gelişeceğim bir şey var mı?”
“Yaparken yardım alabileceğim biri var mı?”
“Bu işi yapmak bana olumlu ne katacak?”
“Bu işi bir oyun haline nasıl dönüştürebilirim?”
Bazen değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmemizin en iyisi olduğunu düşünüp, yaratıcı olup, bunu bir oyun olarak kurgulayıp nasıl yapabilirim, diye bakabilmek en iyi ve doğru yol olabilir… Siz de bunu oyun gibi düşünün, oyunun içine girin, bittiğini hayal edip, o işten özgürleştiğinizi düşünün. Ne kadar büyük bir ferahlık duygusu değil mi? Kendinize o işin sonunda güzel bir ödül de verebilirsiniz.
Haydi, şimdi ertelediğimiz, ya da başlayıp da bitiremediğimiz işler listesine bakma zamanı… Siz değerlisiniz, kendinizi iyi hissetme ve iyi sonuçlar almayı hak ediyorsunuz. O zaman ertelemeyi şu an bırakın, kalkın ve harekete geçin. Sevmediğiniz, ancak yapmak zorunda olduğunuz bir işse, yaratıcı olun, nasıl bir oyunla bu işi yapacaksınız ve kendinize sonuçta ne ödül vereceksiniz?
Emine Hatipoğlu

